ZİLHİCCE AYINI İHYÂ ETMEK

10.07.2021 tarihinde Genel kategorisine eklenmiş, 619 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 

Allah Teâlâ’nın bazı zaman dilimlerini diğerlerine nazaran daha bereketli ve mübârek kıldığı birçok âyet ve hadis’in mefhumundan anlaşılan bir hakikattir. Bu özel zamanlarda taat adına yerine getirilen bütün ameller Allah Teâlâ tarafından kat kat daha fazla sevapla karşılık bulmaktadır. İşte Kur’an-ı Kerim’de “Eşhuru’l-Hurum”[1] tabiriyle anlatılan ve Allah katında haram kabul edilen ayların ikincisi olan Zilhicce ayı da böyle mübarek zaman dilimlerinden birisidir. Zira İslam’ın beş temel esasından birisi olan Hac ibadeti bu ay içinde gerçekleştirilmektedir.

Sözlükte “hac ayı” anlamındaki zilhicce (zülhicce, zülhacce) kamerî yılın zilkâdeden sonra gelen son ayıdır. İslâm’dan önce Arab-ı bâide (Âd ve Semûd) döneminde “mesîl” ve “müsbil”, Arab-ı âribe devrinde ise “ne‘as” ve “bürek” şeklinde adlandırılıyordu. Zilhicce isminin hicrî takvimde yer alan diğer ay adlarıyla birlikte Arab-ı müsta’ribe döneminde kullanılmaya başlandığı kaydedilir. Câhiliyye devrinde Araplar haram ayların ilki olan zilkâde ile zilhicce ayında ticarî açıdan büyük önem taşıyan panayırlar (1-8 Zilhicce) ve özellikle Zülmecâz panayırını düzenler, bunların sona ermesiyle birlikte bu ayda hac ziyareti başlardı. Zilhicce İslâm’dan sonra da hac ibadetinin yerine getirildiği ay olmuştur. Bu ayın sekiz-on üçüncü günleri arasında ifa edilen hac menâsikinin mahiyeti, mekânı, vakti gibi hususlar dikkate alınarak adı geçen günler farklı şekillerde adlandırılmıştır. Hac menâsikinin ifasına başlandığı zilhiccenin sekizinci günü “terviye”, dokuzuncu günü “arefe” ismiyle anılır. Kurban bayramı zilhiccenin onuncu günü başlar ve dört gün devam eder. Bu ayın onuncu gününe “nahr/zebh günü”, on-on ikinci günlerine “eyyâm-ı nahr” veya aynı günlerde hacıların Mina’da bulunmaları sebebiyle “eyyâm-ı Minâ”, on bir-on üçüncü günlerine de “eyyâm-ı teşrîk” adı verilir.[2]

Kur’an-ı Kerim’de hac ibadeti ve onun önemini anlatan âyetler Zilhicce ayının manevi önemini koyar niteliktedir. Fecr sûresinin ikinci âyetinde ifade edilen (وَلَيَالٍ عَشْرٍ )on gecenin bu ayın ilk on gecesi olduğu ifade edilmiştir. Tefsirlerde bu âyetin tefsiriyle alakalı zikredilen rivayetler on geceden maksadın Zilhicce’nin ilk on gecesi olduğunu gösterir niteliktedir. İmam Kurtubî der ki: “ed-Dahhâk dedi ki: Maksat Zülhiccenin fecridir. Çünkü yüce Allah diğer günleri onunla birlikte söz konusu ederek “ve on geceye” diye buyurmuştur ki; bu Zülhiccenin on gecesidir. İbn Abbas da böyle demiştir. Mesrûk da bunlar yüce Allah’ın Mûsâ (a.s)’ın kıssasında söz konusu etti­ği “Ve buna ayrıca on gece daha kattık.” (el-Araf, 142) buyruğunda sözü­nü ettiği on gecedir. Bunlar senenin en faziletli günleridir.” [3] Ramazan ayının son on gecesine delâlet ettiği de kaydedilmiştir. Hz. Mûsâ’nın Tur dağında 40 günlük ibadetinin son on gününün Zilhiccenin ilk 10 günü olduğu tefsirlerde zikredilmektedir.

Özellikle Zilhicce ayının ilk on gününün faziletiyle ilgili naslarda çok güçlü rivâyetler bulunmaktadır: Rasûlullah’ın hadisleri incelendiğinde Zilhicce’nin ilk on günü faziletli zaman dilimlerinden sayıldığı anlaşılmaktadır. Bu günlerde yapılan sâlih amellerin değerini ifade eden birkaç rivayet şu şekildedir:

“عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ”
ا مِنْ أَيَّامٍ الْعَمَلُ الصَّالِحُ فِيهِنَّ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنْ هَذِهِ الْأَيَّامِ الْعَشْرِ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَا الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ إِلَّا رَجُلٌ خَرَجَ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فَلَمْ يَرْجِعْ مِنْ ذَلِكَ بِشَيْءٍ”

İbni Abbâs (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Başka günlerin hiçbirinde, -zilhiccenin ilk on gününü kastederek- şu günlerde işlenecek amel-i sâlihten, Allah katında, daha sevimli hiçbir amel yoktur.”-Allah uğrunda yapılacak cihad da mı üstün değildir, Yâ Rasûlallah? Şeklindeki soruya şöyle cevap vermiştir:-(Evet) Allah yolunda yapılacak cihad da. Ancak malını ve canını tehlikeye atarak cihada çıkan, şehit olup dönmeyen kimsenin cihâdı başka. (O, bundan üstündür), buyurdu.[4]

Hadiste geçen “on gün” konusunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bundan maksadın Ramazan ayının son on günü olduğunu ifade etseler de genel kanaate göre “on gün” ifadesinden çıkan mana Zilhicce’nin ilk on günüdür.[5] İbn Ebî Cemre Zilhicce’nin ilk on günüyle ilgili bu rivayet hakkında şunları söylemektedir: “Bu hadîs-i şerif teşrik günlerinde yapılan güzel amellerin diğer günlerde yapılan amellerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan teşrik günlerinin Hz. Ayşe’den nakledilen rivayette belirtildiği gibi kurban günü olması ile İmam Müslim’in sahih bir senetle naklettiği “Bu günler yeme ve içme günleridir” şeklindeki hadisin varlığı bu günlerdeki amelin faziletiyle ilgili açıklamayı zedelemez. Çünkü bu günlerin kurban bayramına ve yeme-içme günlerine rastlaması söz konusu günlerde güzel ameller işlenemeyeceği anlamına gelmez. Aksine bu günler için emredilen bir amel vardır. O da ibadetlerin en yücesi olan Allah’ı zikirdir. Bu günlerde yasaklanan tek amel (bayramda) oruç tutmaktır.”[6]

İbn Hacer de bu hadisten şu neticeleri çıkardığını ifade etmektedir:

1- Cihad Müslümanların yerine getirmesi gereken en önemli görevlerden biridir. Cihad ile elde edilen dereceler çok yücedir ve bu dünyadaki en büyük hedeflerden biri canı Allah yolunda feda etmektir.

2- Kimi yerlerin mukaddeslik açısından başka yerlere göre daha faziletli olması gibi, bazı vakitler de diğer vakitlere göre daha değerli ve faziletli olabilir. Bu anlamda Zilhicce’nin ilk on günü, yıl içindeki diğer günlere göre daha üstündür. Bu hükmün en önemli sonucu “senenin en faziletli günlerinde oruç tutmayı veya herhangi bir ibadet yapmayı adayan kimsenin nasıl hareket edeceğinin belirtmesinde” ortaya çıkar. Bir kimse en faziletli günlerin birisinde bu ibadetleri yerine getirmeyi adarsa, arefe gününde bu ibadeti yerine getirmesi gerekir. Zira Zilhicce’nin on günü içindeki en faziletli gün arefe günüdür. Haftanın en faziletli gününde bir ibadet yapmayı adayan kimse ise Cuma gününde bu adağını yerine getirmekle yükümlü olur. Böylece bu konu başlığı altında zikredilen hadisler Ebû Hureyre’den nakledilen “Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür” hadisi arasındaki uyum sağlanmış olur.

3- Zilhicce’nin ilk dokuz gününde oruç tutmak çok faziletli bir ibadettir. Bu hüküm hadiste geçen amel kapsamına oruç da girdiği için verilmiştir.[7]

Yukarıdaki rivayetler incelendiğinde şöyle bir sonuca ulaşmamız mümkündür: Zilhicce’nin on gününün bu denli üstün ve faziletli olmasının sebebi namaz, oruç, sadaka ve hac gibi en önemli ibadetlerin bu günde birleşmiş olmasıdır. Diğer günlerde bu ibadetlerin birleşmesi mümkün olmadığından bu günlerin fazileti ortaya çıkmış olmaktadır. Ayrıca ilk hadiste bu günlerin faziletinin her şeyini geride bırakıp geriye dönmemek üzere cihada giden kişinin mükâfatıyla mukayese edilmesi de bu günlerin faziletine işaret eden diğer bir husus olarak göze çarpmaktadır.

Zilhicce’nin ilk on gününün ne kadar faziletli olduğu, buraya kadar zikrettiğimiz şeylerle rahatlıkla anlaşılmıştır. Bu on gün, senenin diğer tüm günlerinden faziletçe daha üstündür. Bu on gün içerisinde ise bir gün vardır ki, o da on günün diğer tümünden daha faziletlidir. İşte, o gün “Arefe” günüdür. Arefe günü, yılda sadece bir kere gelmektedir. Toplumumuzun bildiği veya algıladığı şekilde her iki bayramın bir gün öncesi değildir. Arefe günü, sadece Kurban Bayramı’nın bir gün öncesi, hacıların Arafat Dağı’nda vakfe yaptıkları gündür. İşte bu gün, İslam nazarında günlerin en faziletlisidir. Bu günde oruç tutup, gündüzünü ve gecesini ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.

Arefe günü, zilhicce ayının 9. Günüdür. Hacca niyet edenler, bu günde haccın en önemli rüknü olan Arafat‘ta vakfe yaparlar. Arafat ismiyle de ilintili olarak bugüne arefe denmiştir. Rasûlullâh (s.a.v.): “Allah katında zilhiccenin on gününden daha faziletli bir gün yoktur” deyince bir adam şöyle dedi: Allah yolunda cihad etmek o günlerden daha faziletli değil midir? Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ―O günler Allah yolunda cihad etmekten daha faziletlidir. Allah katında Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. O günde Allah dünya semâsına inerek yer halkı ile semâ halkına övünür ve şöyle der: Uzak dar yollardan gelen, saçı başı dağınık olarak gelen kullarıma bakınız, rahmetimi umuyorlar ve onlar azabımı da görmeyeceklerdir. Arefe gününden başka bir günde kulların daha çok âzâd edildiği başka bir gün yoktur.”[8]

Hadisin baş tarafında ‘Zilhicce‘nin on gününden daha faziletli bir gün yok’ denilirken, devamında en faziletli günün Arefe günü olduğu belirtilmiştir. Bu iki ifadeyi şöyle birleştirebiliriz: Allah katında en faziletli günler zilhiccenin ilk on günüdür. Çünkü bu günler Allah‘ın dünya semâsına indiği günlerdir. Bu günlerin yani zilhiccenin ilk on gününün içinde de en faziletli gün Arefe günüdür. Hatta Nevevî,  yılın günleri içinde en faziletli günün Arefe günü olduğunu belirtmektedir.[9]

Ahmed b. Hanbel‘in el-Müsned‘inde Muhammed b. Abdillah b. Amr‘ın belirttiğine göre Arefe günü Rasûlullah (s.a.v.) en çok şöyle duâ ederdi:

لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Allah’tan başka ilâh yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk ve hamd ona aittir. Hayr onun elindedir. O her şeye gücü yetendir.” Tirmizî‘de ve Muvattâ’da ifâde “Duânın hayırlısı Arefe gününde yapılan duâdır. Benim ve benden önceki Nebîlerin söylediği en hayırlı duâ…” şeklindedir.[10]

 Zilhicce’nin İlk On Gününde Yapılması Müstehab Olan Ameller:

1) Bol bol nâfile namaz kılmak:  Farz namazları edâ etmek için câmilere erken gitmek ve bol bol nâfile namaz kılmak. Zirâ nâfile namazlar, insanı Allah Teâlâ’ya yaklaştıran en fazîletli amellerdendir. Nitekim Sevbân’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “(Namazda) Allah’a çokça secde et. Zirâ sen, Allah’a her secde ettikçe,  o secde vesilesiyle Allah da senin (cennetteki) dereceni yükseltir, bir günahını da siler.”[11] Bu ecir, her zaman için geçerlidir.

2) Nâfile oruç tutmak: Hiç şüphe yok ki bu günlerin hepsini veya gücü yettiği kadarını, özellikle de Arefe gününü oruçla geçirmek, amellerin en fazîletlisidir. Çünkü Allah, orucu kendisi için seçmiştir. Nitekim Ebû Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-  şöyle buyurmuştur: “Allah -azze ve celle- buyurur ki: Oruç, benim içindir, onun mükâfatını da ben veririm. Çünkü o (oruçlu), şehvetini, yemesini ve içmesini benim için bırakmıştır. Oruç, cehenneme (veya cehenneme götüren şehvetlere) karşı bir kalkandır. Oruçlu için iki sevinç anı vardır: (Birincisi:) İftarını açtığında sevinir. (İkincisi: Kıyâmet günü)Rabbinin huzurunda orucunun sevabını bulduğunda sevinir. Yemîn olsun ki oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.”[12]

Huneyde b. Hâlid’den, o eşinden (hanımından), o da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bazı hanımlarından rivâyet ettiğine göre, (Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hanımlarından (Hafsa veya Ümmü Seleme) şöyle dedi: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Zilhicce’nin ilk dokuz günü, Âşûrâ(Muharrem’in onuncu) günü ve her (hicrî) ayın ilk Pazartesi günü ile sonraki iki Perşembe günleri olmak üzere 3 gün oruç tutardı.”[13]

İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir: Zilhicce ayının ilk on günü tutulan oruç, çok müstehaptır.”

Ebû Saîd el-Hudrî’den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:  “Bir kul, Allah için bir gün oruç tutarsa, o gün tuttuğu oruç sebebiyle Allah onun yüzünü yetmiş sene mesâfesi kadar cehennemden uzak tutar.”[14]

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Arefe günü orucu hakkında şöyle buyurmuştur: “Arefe gününün orucunun, (oruç tutan kimsenin) bir önceki sene ile bir sonraki senenin (küçük) günahlarına keffâret olmasını ümit ederim.”[15]

Hadiste bu günde ihlâs ile tutulan orucun iki yılın günahlarına kefaret olacağı bildirilmiştir. Acaba bu keffaret, sadece küçük günahlar için mi geçerlidir, yoksa büyük günahları da kapsar mı? Bu mesele hakkında âlimlerimizin genel kanaati, bu orucun sadece küçük günahları kapsayacağı yönündedir. Ama bazı âlimlerimiz, Allah’ın rahmetinin her şeyi geçtiği ve hiçbir şeyin O’nun lütfünu sınırlandıramayacağı gerçeğinden hareketle bu günün orucunun büyük günahları da kapsayabileceğini söylemişlerdir. Allah en iyisini bilir ya, eğer bir kul ihlâsından ödün vermeden Rabbinin rahmetini ümit ederek, bu günün faziletine inanarak ve affedileceğini ümit ederek bu günü oruçla geçirirse, bu onun Allah’la kendi arasındaki büyük günahlarının affedilmesine sebep olabilir. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de belirttiği gibi hiçbir şey Allah’ı zorlayacak değildir. Bu nedenle bu günde tutulacak orucu tüm günahlara keffaretmiş husn-i zannıyla tutmak gerekir; zira Allah kulunun zannıyla ona muamelede bulunur.

Fakat Arafat’ta bulunan yani hac yapan kimsenin, Arefe günü oruç tutması müstehab değildir. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Arafat’ta oruçlu olarak vakfeye durmamış, aksine insanlar kendisinin oruçlu olmadığını görsünler diye bir kadeh süt içmiştir.

3) Hac ve umre yapmak: Bu günlerde yapılan amellerin en fazîletlisi,hac ve umredir. Hac ve umrenin en fazîletli amel olduğuna delâlet eden birçok hadis vardır. Nitekim bunlardan birisinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “İki umre arasında yapılan (küçük) günahlara, bu iki umre keffâret olur (günahları siler). Kabul olunan haccın karşılığı, ancak cennettir.”[16]

4) Bu günlerde bol bol tekbir, tehlîl ve tahmîd getirmek: Nitekim İbn-i Ömer’in -Allah ondan ve babasından râzı olsun- yukarıda zikredilen rivâyetinde  belirttiği gibi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ nezdinde içerisinde sâlih amel işlenen bu on günden sevabı daha büyük ve O’nun daha çok hoşuna giden başka günler yoktur. O halde, bu günlerde bol bol tehlil, tekbir ve tahmid getirin.”[17] İmam Buhârî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir: “İbn-i Ömer ve Ebu Hureyre -Allah ikisinden de râzı olsun- Zilhicce’nin ilk on gününde çarşıya çıkıp yüksek sesle tekbir getirirler, insanlar da onlarla birlikte tekbir getirirlerdi.” [18] Yine, İmam Buhârî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir: “Ömer -Allah ondan râzı olsun- (bu günlerde) Minâ’daki çadırında tekbir getirir, mescitte (Hayf mescidinde) bulunan ve onu işiten müslümanlar, onunla birlikte çarşı ve pazardaki insanlar Minâ tekbir sesleriyle inleyecek şekilde tekbir getirirlerdi.”[19]

İbn-i Ömer -Allah ondan ve babasından râzı olsun- Minâ’da bu günlerin hepsinde, farz namazlardan sonra, yatağında, çadırında, meclisinde ve yolda tekbir getirirdi. Ömer b. Hattab, oğlu Abdullah ve Ebu Hureyre’nin -Allah hepsinden râzı olsun- fiilleri gereği, bu günlerde açıktan ve yüksek sesle tekbir getirmek, müstehaptır. Biz müslümanlar olarak,günümüzde kaybolan ve terkedilen,hatta -üzülerek söylemek gerekirse- ilk müslümanların yaşadıklarının aksine, bazı salih kimselerin bile neredeyse unuttuğu bu sünneti, tekrar yaşatmamız gerekir.

Allah Teâlâ, Zilhicce’nin ilk on gününü ve bu on gün içerisinde de özellikle Arefe gününü ihyâ edebilmeyi bütün Müslümanlara nasip eylesin. Bu günlerdeki hayırlara erişmeyi bizlere kolay kılsın. Rabbim cümlemizi bu günlerde bağışladığı kullarının arasına katsın.

DİPNOTLAR:

[1] Tevbe, 36

[2] Diyanet İslam Ansiklopedisi, ‘Zilhicce’ Maddesi, c. 44, s. 415, İstanbul, 2013

[3] İmam Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkami’l-Kur’an, c.19, s.73-74,  Buruc Yayınları, İstanbul

[4] Buhârî, Îydeyn, 11; Ebû Dâvûd, Savm, 61; Tirmizî, Savm, 52

[5] Mübârekfûrî, Tuhfetu’l-Ahvezî bi-şerhi Câmii’t-Tirmizî, 1. Baskı, Dâru’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrût 1990, III, 385-388.

[6] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, c. 2, s. 460.

[7] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, c. 2, s. 460.

[8] Ebû Ya‘lâ, el-Müsned, c. 4, s. 69; Münzirî, et-Tergîb ve’t-terhîb, c.2, s. 200- 201

[9] Nevevî, el-Minhâc Şerhu Sahîhi Müslim, c. 6, s. 142

[10] Mâlik b. Enes, Muvattâ, Hac, 236; Tirmizî, Deavât, 122

Bu zikir, Allâh Azze ve Celle’nin tevhîdini içeren çok değerli kıldığı zikirlerden biridir. “Allâh’tan başka hak ilâh yoktur. O birdir ve tektir, ortağı yoktur. Mülk onundur ve hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir” mânâsına gelmektedir. Açıklaması ise kısaca şeyledir:

لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ Allâh’tan başka ibâdete layık hak olan hiçbir ilâh yoktur. O, zatında rablığında ve ilâhlığında, isimlerinde ve sıfatlarında birdir ve tektir, eşi ve benzeri, misli ve ortağı yoktur.

لَهُ الْمُلْكُ  Mülk yani yarattığı şeyler O’na aittir. Kâinatta her ne varsa O’nundur. Bu sebeble mahlûkat hakkında her türlü hüküm verme yetkisi de yalnızca O’na aittir. Kanun koyma, yaşam şekli belirleme, haramlar ve helâllar tayin etmek de, sadece O’nun hakkıdır.

وَلَهُ الْحَمْدُ Hamd yani sınırsız ve kayıtsız olarak hakîki mânâda övülmek ve yüceltilmek yalnızca O’na mahsustur. Hamdın tamâmı tüm çeşitleriyle O’nundur.

وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ O, her şeye gücü yetendir. O’nun kudreti sonsuzdur. Gücünün üzerinde başka hiç bir güç yoktur. Daim gâlib olandır. Dilediğini dilediği zamanda yapmaya gücü yetendir.

[11] Müslim

[12] Buhârî ve Müslim

[13] Ahmed, hadis no: 21829. Ebu Davud; hadis no: 2437. Nasbu’r-Râye’nin yazarı, (c: 2, s:180’de) hadis zayıftır, demiştir. Fakat Elbânî hadis sahihtir, demiştir.

[14] Buhârî ve Müslim

[15] Müslim

[16] Buhârî ve Müslim

[17] İmam Ahmed

[18] Buhârî

[19] Buhârî

İlgili Terimler : , , ,
Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum. Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Hâlen Ankara Keçiören Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için
Rabbânî Âlim Abdulfettah Ebû Gudde (Rh.a) Hz. Muhammed Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat
Rukye Tedavisi Ve Muska Takmak Üzerine Notlar İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Ilımlı İslam(!)’ın Şövalyesi: Fethullah Gülen Ubeydullah TOPRAK ‘Ilımlı İslam’, adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini’ni
Hangi Selefilik? Yunus Dinçkan / Ümmet-i İslâm Son yıllarda yaygınlık kazanan ve

Son Yapılan Yorumlar

  • Videolar

    'Mü'minûn Sûresinden Âhiret Sahneleri' Sohbeti

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (1)

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (2)

    Âl-i İmrân Sûresi 190-195. âyetin tefsiri

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS Bilinmeyen besleme

  • Arşiv

  • Etiketler

  • Tavsiye Siteler

    Islah Haber

    İmam Buhari Vakfı

    http://imambuharivakfi.org/

    İyiliğe Çağrı Yardım Derneği

    https://iyiligecagri.org.tr/

     

     

  • Ziyaretçiler

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Sosyal Medya’da Paylaşın