Seyyid Kutub’un Sünnet Anlayışı

28.03.2016 tarihinde İktibaslar kategorisine eklenmiş, 1.491 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

M.Beşir Eryarsoy

seyyid-kutub-sunnet

Giriş

Günümüz dünyasında Seyyid Kutub düzeyinde İslâmî düşünce ve anlayışı etkilemiş, aynı oranda İslâmî hareketlere yön vermiş ve ivme kazandırmış ilim, fikir, hareket ve dava adamlarının sayısı gerçekten azdır. (1)

Çeşitli açılardan etkileyici ve Müslümanlar nezdinde haklı bir itibara sahip olmuş birçok çağdaş şahsiyet bulunmakla birlikte, bunlar arasında her yönüyle Seyyid Kutub’un ulaşmış olduğu seviyeyi yakalamış olanların sayısı maalesef çok değildir.

İşte merhum Şehidimizin bu nitelikleri ve özellikle de İslâmi hareketler üzerindeki etkisi dolayısıyla Batılı akademisyenlerin, araştırmacıların, siyasal bilimcilerin, teorisyenlerin, İslâmi Hareketler üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunanların, oryantalistlerin, hatta İslâm ülkeleri ve Müslümanlar üzerinde toplum mühendisliğine kalkışıp projeler üretenlerin dahi dikkatlerini çekmiş, çeşitli yönleriyle kişiliği, eserleri, şimdiki ve gelecekteki muhtemel etkileri, bu etkileri kırmanın yolları gibi hususlar üzerinde oldukça değişik ve etraflı çalışmalar yapılmıştır.

Seyyid Kutub, Kur’ân’dan ve pak Sünnet kaynaklarından hareketle İslâm’ı aslî safiyetiyle anlayıp idrak etmek cehdini ortaya koymakla kalmamıştır. Anlayıp idrâk ettiği İslâm’ı, benimsediği hedefleri gerçekleştirmeyi imanının bir gereği olarak dava bellemiş, bunun için sahip olduğu müstesnâ yüksek üslûp ve belagatiyle başta tefsir kitabı Fî Zilâli’l-Kur’ân, Yoldaki İşaretler, Hasâis (İslam Düşüncesi), İslâm’da Sosyal Adâlet, İslâm-Kapitalizm Çatışması, İslâm ve Medeniyetin Problemleri, İstikbal İslâm’ındır gibi pek çok eser ile bu davasını insanlara ulaştırmanın yollarını aramış ve sonunda bu uğurdaki cehd ve gayretlerini şehadet ile taçlandırmak gibi bir lütfa mazhar olmuştur.

Bu Sempozyumda çeşitli yönleriyle ele alınacak olan Şehid’imiz hakkında çok önemli açıklamaların yapılacağına ve değerli incelemeler sonucu ortaya çıkan tetkiklerin sunulacağına inanmakla birlikte, bunların Şehid’imizi ancak bazı yönleriyle ve bir dereceye kadar tanıtabileceğini kabul etmek gerekir. Bunun böyle olması, yapılacak sunumlardaki herhangi bir eksiklikten kaynaklanmamaktadır. Bunun sebebi, bizim müstesnâ ve gerçekten çok yönlü bir şahsiyet üzerinde durmakla karşı karşıya bulunmamızdır.

İşte bu çok yönlü şahsiyeti imkânlar ölçüsünde tanıtmak amacıyla düzenlenmiş olan bu sempozyumda bizim de payımıza onun “Sünnet anlayışı”na açıklık getirmek düştü. Konu ile ilgili merhum Şehid’imizin eserlerinde oldukça malzeme bulacağımız, beklediğimiz bir şeydi. Ama bu denli zengin ve bu kadar çok yönlü malzeme ile karşılaşacağımızı da sanmıyorduk. Onun için böyle bir sunumda size takdim edilecek malzemeyi seçip çıkarmakta gerçekten de zorlandığımızı belirtmeliyiz. Yapacağımız alıntı ve göndermeler de kesinlikle bir örneklendirmekten öteye gitmeyecektir. Verdiğimiz örneklerin kat kat fazlası, eserlerinin her tarafında kolaylıkla görülebilir.
Konunun Önemi

Eşya ve olaylara dair yapılacak değerlendirmelerin doğru ve sağlıklı olması, bu yolla ulaşılmak istenen sonuçların da sıhhatli olması için bir şarttır. Çok marjinal ve bir kısmı -maalesef garazkâr- kesimler dışında, bütün Müslümanlar nezdinde itibar görmüş Seyyid Kutub gibi bir ilim, fikir, dava ve hareket adamını her Müslüman kesimin kendilerine yakın görmek ve göstermek istemek tabii bir tutumdur. Bu tabii olmakla birlikte, bu gösterme istek ve eğilimlerin her zaman haklı ve yerinde olduğu da söylenemez. Birçok kimse lehlerine daha güçlü bir gerekçe göstermek ya da mevcut gerekçelerini daha da pekiştirmek için Seyyid’i referans göstermektedir.

Bu tutum, ilim ve fikir tarihinde yeni değildir. Geçmişte de bunun birçok örneği görülmüştür. Ancak böyle bir yanlış görme ve göstermenin tanınmak ya da tanıtılmak istenen kişinin şahsiyetinin net görülmesini engellediği de bir gerçektir.

Kişisel ya da grupsal eğilim ve kanaatlerini belirlemek, insanların tercihlerine bağlıdır. Bundan dolayı kimsenin onlara itiraz etme hakkı da yoktur. Karşımızdakini –ne kadar böyle olduğunu yeteri kadar araştırıp incelemeden, sırf belli bir takım duyguların yahut eğilimlerin etkisi altında kalarak- kendimizle aynı yahut benzer bir doğrultuda imiş gibi göstermek istemek ise, hakikat adına, gerçekleri görmek ve göstermek adına bir yanlışlıktır. Bu kasten ve bile bile yapılırsa bir cinâyettir.

Bu sebeple merhum Şehid’imizin Sünnete Bakışı ortaya konulurken bizzat onun yazdıklarından hareket etmek, bir zorunluluk olarak görülmelidir. Bundan dolayı biz de başta müstesnâ eseri Fî Zilâl olmak üzere, ikinci olarak da Mealim (Yoldaki İşaretler)ve Hasâis(İslam Düşüncesi) gibi diğer eserlerini bu açıdan gözden geçerdik ve –başta da belirttiğimiz gibi- derlediğimiz oldukça zengin malzemeyi ayıklayarak belli bir çerçevede sunmaya çalıştık.

Aktaracağımız bilgiler ışığında görülecek ki, esasen Seyyid Kutub’un Sünnet anlayışı ve Sünnete yaklaşımı hadis âlimlerinin yaklaşımından temel itibariyle hemen hemen hiç farklılık arz etmemektedir.

Ayrıca onun Sünneti kendi özel yöntemiyle Kur’ân’dan anlaşılması gereken bir çok hususa ve yakalanması gereken önemli inceliklere ışık tutan bir projektör gibi değerlendirmesini oldukça üstün bir seviyede başarmış olduğu da görülecektir.

Burada şunu da belirtelim ki, merhum Şehid’in sahih Sünnete aklî, mizacî, mezhebî, meşrebî kaygılarla ya da benzeri mülahazalarla sahih sünnete dair aleyhte herhangi bir mülahaza kayd ettiğini de görmüyoruz. Belki de bundan tek istisnâ, Peygamber Efendimize büyü yapıldığına dair hadislere dair tutumudur. O bu hadislere, Peygamberin İsmet ve Tebliğ sıfatına gölge düşürebileceği mülahazasıyla ihtiyatla yaklaşmıştır. Konu ile ilgili uzun tartışmalara girmeksizin, bu hususta Seyyid Kutub’a dair değerli bir inceleme eser yazmış bulunan Muhammed Berekât’ın eserenin ilgili bölümlerine bakılmasını tavsiye(2) ile geçmek istiyoruz.

Şehid’imizin fikrî, amelî ve ahlâkî bakımdan ve aynı zamanda bir dava adamı olarak onun özkardeşi olan Muhammed Kutub’un da sünnet anlayışı ve sünnete yaklaşımı ağabeyinden farklı değildir. Seyyid Kutub’un, yazdıklarında pek çok yerde Muhammed’in eserlerine atıfta bulunması, onun yazdıklarını onaylamak anlamına da rahatlıkla alınabilir. Bu genellemenin yanında onun Muhammed Kutub’un “Peygamber’den İktibaslar” adını taşıyan eserine yer yer göndermelerde bulunması (örnek: Zilâl, (3) IV, 32), onun bu eserde ele aldığı hadisleri, bu hadisleri seçmekte ve açıklamakta izlediği usulünü benimsediğini de göstermektedir, diye düşünmekteyiz.

Seyyid Kutub’un Sünnet Anlayışı

Merhum Şehid’in Sünnet Anlayışını iki ana başlık altında toplayabiliriz:

A. Genel olarak Sünnete bakışı

1.Sünnet, İslâm Dininin tartışılmaz bir kaynağıdır:

*Me’âlim…. adlı eserinde “Lâ ilâhe illallah bir hayat düzenidir” başlığı altında şunları söylemektedir:

“Yalnızca Allah’a kulluk, ‘Lâ ilâhe illallah’ ta ifadesini bulan İslâm akidesinin birinci rüknünün ilk kısmını, bu kulluğun keyfiyetini Allah Rasûlü’nden öğrenmek ise bu rüknün ikinci kısmını teşkil eder.

“Mümin-Müslüman kalb, bu esasın her iki kısmıyla kendisinde müşahhaslaştığı kalbtir. Çünkü bu ikisinden sonra gelen imanın bütün esasları ve İslâm’ın bütün rükünleri bunun bir muktezâsıdır… (İmanın esaslarını, İslâm’ın rükünleri, muamelata ve hududa dair hükümleri ismen sıraladıktan sonra) işte bunların hepsi yalnızca Allah’a kulluk esası üzerinde yükselir. Aynı zamanda bütün bunlarda başvurulacak kaynak da Rasûlllah (s.a)ın Rabbinden tebliğ ettikleridir.

“Müslüman toplum, bu kaidenin ve bunun bütün gerekleriyle birlikte müşahhas olarak ortaya çıktığı toplumdur. Çünkü böyle bir kaidenin ve bütün gereklerinin maşahhas olarak ortaya çıkmadığı bir toplum, müslüman toplum olamaz.

“Dolayısıyla Allah’tan başka hiçbir ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet getirmek, Müslüman Ümmetin hayatının her yönüyle üzerinde yükseldiği eksiksiz bir düzenin temel zeminidir. Bu temel zemin ortaya çıkmadan böyle bir hayat yükselemez. Aynı zamanda başka bir temel üzerinde yahut onunla beraber başka bir esas üzerinde ya da ona yabancı birden çok temeller üzerinde yükselmesi halinde de hayat İslâmî bir hayat olamaz:

‘Hüküm Ancak Allah’ındır. Kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emr etti. İşte dosdoğru din budur.’ (Yusuf, 12/40)
‘Rasûle itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.’” (Meâlim, 83-84)

Aşağıdaki çeşitli alıntıların, onun burada anlatmak istediklerine daha açıklık getireceği kanısındayız:

* 3/140’taki “Allah’ın müminlerden şahitler edinmesi”ni açıklarken konumuzla ilgili olarak şu dikkat çekici ifadeleri kullanmaktadır:
“Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet getiren herkese –bu şehedetin medlûlünü ve muktezâsını yerine getirmedikçe- şehadette bulunmuştur, denilemez. Bunun medlûlü, Allah’tan başka bir ilâh edinmemesi, buna bağlı olarak da şeriatı Allah’tan başkasından almamasıdır. Çünkü ilâhlığın en baş özelliği, kulları için şeriat ortaya koymaktır. Kulluğun en baş özelliği de Allah’tan gelen şeraiti alıp kabul etmektir. Yine bunun medlûlü, Allah’tan gelen şeriatı –Allah’ın Rasulü olduğu için- ancak Muhammed’den alması ve bunu almak için başka herhangi bir kaynağa dayanmamasıdır….” (IV, 82-83)

* Nisa, 4/59 u açıklarken şunları söylemektedir:
“Büyük küçük, önemli önemsiz her hususta egemenlik, insan hayatında yalnızca Allah’a aittir. Allah, Kur’ân’ında tesbit etmiş olduğu bir şeriat koymuştur. O şeriatla de onu insanlara açıklayan bir Rasul göndermiştir. Bu Rasul, hevâdan konuşmaz. Bundan dolayı onun sünneti de Allah’ın Şeriatındandır.
“Allah’a itaat, bir zorunluluktur. Onun şeriat ortaya koyması, ulûhiyetinin özelliklerindendir. Buna bağlı olarak onun şeriatının uygulanması da zorunludur. İman edenler de öncelikle Allah’a itaat etmekle yükümlüdürler. Rasûle de Allah’tan gönderilmiş bir Rasul olması sıfatı dolayısıyla itaat etmelidirler. O halde Rasûle itaat, onunla bu şeraiti ve onu sünnetiyle beyan etmek üzere gönderen Allah’a itaatin bir parçası ve gereğidir. Buna göre onun sünneti ve onun verdiği hükümler de bu şeraitin yerine getirilmesi gereken bir parçasıdır… İmanın varlığı ve yokluğu, Kur’ân nassı ile bu itaate ve bu uygulamaya bağlıdır.” (V, 110)
“Nass, Allah’a itaati bir asıl olarak belirlediği gibi, Rasûle itaati de bir asıl olarak belirlemiştir.” (V, 111)

* Allah Rasûlünün tahkîmini imanın bir gereği olarak gösteren ve bunu yemin ile pekiştiren 4/65 i açıklarken –saygı duyulmayı hak etmeyen bir görüş olarak nitelendirdiği böyle bir tahkîm belli bir zaman ile sınırlıdır diyenlerin sözlerine iltifat edilmeyeceğine de işaret ettikten sonra- şunları söylemektedir:
“İşte bu, İslâm’ın küllî gerçeklerinden bir gerçektir. Oldukça vurgulu bir yemin ve her türlü kayıttan uzak bir şekilde dile getirilmiş bulunmaktadır… Allah Rasulünün hükmüne başvurmak sûretiyle onu tahkîm etmenin, sadece şahsının hakemliğine başvurmaktan ibaret olduğunu düşünmeye ya da böyle göstermeye imkân yoktur. Bu tahkîm (hükmünü egemen kılmak, hükmünü kabul etmek ve hükmüne başvurmak) onun şeraitini ve düzenini egemen kılmak demektir. Yoksa Allah’ın şeriatinin ve Rasulünün sünnetinin vefatından sonra bir yeri kalmaz.(4) Bu aynı zamanda Ebu Bekir döneminde irtidat eden mürdetlerin en şeditlerinin söyledikleri bir sözdü. O da bu yüzden onlarla mürtedlerle kıtal edilmesi gereken şekilde kıtal etmiştir.” (V, 119)

*Sünnet, merhum Şehid nazarında, Kur’ân ile birlikte İslâmi anayasal düzenin birinci esasıdır. El-Haşr, 59/7 yi açıklarken bu hususta şunları söylemektedir:
Önce bu âyetin belirlediği iktisadi esas olan “malın zenginler arasında dönüp dolaşmaması” ile İslâm toplumunun anayasal bir esası olan “Rasûlün verdiğini almak, yasakladığından uzak durmak” hakkında şu sözleriyle bir takım tarihselci yaklaşımlara iltifat etmediğini hatta red ettiğini ortaya koymaktadır:
“Her ne kadar bu iki esas, bu fey’ ve dağıtımı münasebeti ile gelmiş ise de bu iki esas da meydana gelen bu olayın boyutlarını çok ileri bir derecede aşarak, İslâm’ın toplumsal düzenine dair esaslar haline gelmektedirler.” (Zilâl, XXVIII, 37)
Böylelikle bu esasların ve konumuzla ilgili olarak Sünnetin teşriî değeri ile ilgili olarak görülen bölümünün, ganimetlere münhasır olduğunu söylemeye çalışan bir takım yaklaşımları kabul etmediğine de işaret etmiş olmaktadır.
Daha sonra, kendisinin İslâm toplumunun anayasal bir esası olarak değerlendirdiği bu hususla ilgili olarak da şunları söylemektedir:
“İkinci esasa gelince: Bu yasamanın tek bir kaynaktan alınması esasıdır: ‘Hem Rasul size ne verdiyse onu alın, neyi yasak etti ise de sakının’… (Haşr;7) Bu aynı zamanda İslâmî anayasal teoriyi de ifade etmektedir. İslâm’da hukuk egemenliği (ya da üstünlüğü) Rasûlün ister Kur’ân isterse de sünnet olsun getirmiş olduğu bu teşri’den kaynağını almaktadır. Beraberlerinde imamları da olmak üzere ümmetin tümü, Rasûlün getirdiklerine muhalefet etmek imkânına sahip değildir.” (Zilâl, XXVIII, 38)

a. Kur’ân’daki mübhem ve mücmel ifadeleri sünnete dayanarak açıklaması

* Bakara, 2/235te “ta’rîz” lafzını İbn Abbas’tan gelen açıklamayı aktararak (Zilâl, II202);

* 2/238. âyetteki “orta namazı” ilgili hadise dayanarak (Zilâl, II, 205) ikindi namazı olarak izah etmektedir.

* 2/286 daki hatâ ve nisyânın sorumluluğunun kaldırılmasına dair duanın kabul edildiğini ve hata, nisyan ile ikrah ile yapılan fiillerin sorumluluklarının kaldırılmış olduğunu belirten hadise dayanarak, bunun bir hüküm olduğuna işaret ettiğini görüyoruz. (Zilâl, III, 102)

* 3/161 de ganimet hırsızlığı demek olan “gulûl” yasağını açıklarken, kapsamını hadislerde verilen örnekler doğrultusunda geniş boyutlarıyla belirlememektedir. (IV, 116-117)

* 3/164 te Peygamber Efendimizin müminleri tezkiye edici özelliğinin boyutlarını açıklamak için Ca’fer b. Ebi Talib’in Necâşî’ye söyledikleri ile, Hz. Âişe’nin Cahiliyye Döneminde evlilik çeşitleri ile ilgili hadisi hatırlatarak konuya açıklık getirmektedir. (IV, 121-122 ve Me’âlim(5) , 27)
b. Sünnetin ek ve açıklayıcı hüküm getirmesi:

* Yahudi ve hristiyanların haham ve rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiklerini de sözkonusu eden 9/30-32. âyetler ile ilgili açıklamalarında bu rab edinme keyfiyetinin, Tirmizi’nin rivâyet ettiği ve din adamlarının Allah’ın emirlerine aykırı olarak teşri’lerini yahudi ve hristiyanların kabul etmeleri sûretiyle gerçekleştiğini belirtmektedir. (Hasâis (6) , II, 166)

* “Allah’a i’tisam’ı dile getiren” (3/101.) âyeti açıklarken, bu hususta peygamber efendimizin duyarlılığını dile getiren hadislere atıfta bulunması. (IV, 18)

* Beyt’in insanların ibadeti için kurulmuş ilk ev olduğunu belirten 3/96 yı açıklarken, Beyt’in hurmiyetine dair –Kur’ân’da yer almayan- yeni hükümler getiren hadislere dayandırılması. (Zilâl, IV, 12)

* Kur’ân’da belirlenmiş bir hüküm olmamakla birlikte sünnette belirlenmiş bir hüküm olarak Recm’e merhum müfessirimizin hiçbir itirazı yoktur. Bunu konu ile ilgili olarak nakletmiş olduğu hadislerden ve bunlarda yer alan hükme dair en ufak bir itiraz kayd etmemiş olmasından rahatlıkla anlamaktayız. (IV, 257-258)

* Vasiyet ile ilgili Bakara 2/180-181. âyetlerini açıklarken mirasçıya vasiyetin söz konusu olamayacağını, mirasa dair daha sonra nâzil olan hükümlerden ve konu ile doğrudan ilgili hadisten hareketle âyetin tahsis edildiğini dile getirmektedir. (Zilâl, II, 69)

* Ayrıca “mirasçıya vasiyyet yoktur” hadisinden hareketle 4/11-12 de sözü geçen vasiyetin mirasçılar hakkında söz konusu olmayacağın belirtmekte ve ilgili âyetteki şekliyle vasiyet hükmünün belli bir süreye kadar bir takım hususların telâfi edilmesi için teşrî’ buyurulmuş olduğunu belirtmektedir. (Adâlet, (7) 67); hadisi ayrıca (Adâlet, 126 da) tekrar sözkonusu ederken vasiyyet ile ilgili ve Kur’ân’da yer almayıp sünnete söz konusu edilen diğer hükümlerine temas etmektedir.

* “Faiz verenin, alanın, yazıcılarının ve şahitlerinin lanetlendiği…” (Adâlet, 130)

* Nisa, 4/11 de ikiden fazla kız kardeşlerin mirastaki payı söz konusu edildiği halde, yalnızca iki kız kardeş olmaları halindeki payları beyan edilmemiştir. Konu ile ilgili hadiste onlara da aynı şekilde üçte iki pay verildiğinin belirtilmesinden hareketle o da onlarını paylarının bu olduğunu açıklamaktadır. (IV, 246)

* Yine aynı âyette buna yakın bir yaklaşımını görmekteyiz: Mirasın “vasiyetin yerine getirilip borcun ödenmesinden sonra paylaştırılacağına” dikkat çeken 4/11’deki buyrukta bu emrin, âyetteki lafzi sıraya göre değil, hak önceliği sırasına göre yani önce borcun ödenip arkasından vasiyetin yerine getirilmesi sûretiyle gerçekleştirileceğini bir taraftan icmâ’, diğer taraftan konu ile ilgili hadisleri delil göstererek açıklamaktadır. (IV, 247-248)
c.Hadis rivâyetinde ashabın –hatta tabiînin- görüşlerine dahi itibar ettiğini görüyoruz:

* 4/12 deki “kelâle” lafzını ashabdan gelen rivâyetlere dayanarak açıklaması (IV, 249-250)
Bakara, 2/158 de sözkonusu edilen Safa ile Merve arasında sa’y etmenin mahiyetine dair Âsım b. Süleyman’ın sorduğu soru üzerine, Enes’in verdiği cevabı Buharî’den olduğu gibi aktardığını görüyoruz. (Zilâl, II, 43)
Bakara, 2/224. âyet, “Allah’ı yeminlere iyilik ve takvâ işlerine yönelmekten alıkoyan engeller haline getirmemeyi emretmekte”dir. Bunun mahiyetini açıklamaya dair İbn Abbas gibi sahabelerin görüşlerinrden başka Said b. Cübeyr, Ata, İkrime gibi tabiînin görüşlerini de aktarmaktadır. (Zilâl, II, 183-184)

d. Kur’ân’ın ifade ettiği bir hükmü sünnetin de pekiştirmesi:

* 4/48 de “Allah, kendisine şirk koşulması dışında kalan günahları dilediğine bağışlayacağını” ifade etmektedir. (V,93 ve 94 te) bu anlamı pekiştiren hadislerin bir kısmını aktarmaktadır.

*Kur’ân’ın insanların menşe’ itibariyle bir olduğunu vurgulayan âyetlerini sıraladıktan sonra konu ile ilgili bazı hadisler de aktararak peygamberin bununla bu gerçeğin şuur ve kalplerde daha bir yer etmesini sağlamaya çalışmış olduğuna işaret etmektedir. (Adâlet, 53)

e. Medine ya da Mekke’deki ortamı canlandırmak amacıyla sünnete başvurması:

* Az önce de değinmiş olduğumuz, 3/164 te Peygamber Efendimizin müminleri tezkiye edici özelliğinin boyutlarını açıklamak için Cafer b. Ebi Talib’in Necaşi’ye söyledikleri ile Hz. Âişe’nin Cahiliyye Döneminde evlilik çeşitleri ile ilgili hadisi hatırlatması. (IV, 121-122 ve Me’âlim, 27); 5/52. âyetin nâzil olduğu ortama dair açıklamaları (VI, 179-180)

f.Hadis ilminde Kudsî ya da İlâhî Hadis diye bilinen hadisleri yeri geldikçe zikretmesi:

Kudsî hadis rivâyeti:

* Bakara 152. âyeti açıklarken –kendisi ayrıca “Kudsî Hadis” terimini kullanmaksızın, ama buyruğun yüce Allah’a açıkça nisbet edildiğini belirten ifadeleri kullanarak hadisler aktardığını görüyoruz. (Zilâl, II, 30)

* Ama bir başka yerde “Kudsî Hadis” terimini de kullanarak Müslim’den uzunca bir hadisi kayd etmektedir. (VI,211-212)

* Ayrıca Fatiha Sûresi’nin, Allah ile kul arasında ikiye pay edildiğini belirten Müslim’in rivâyet ettiği kudsî hadisten hareketle namazın her rekatinde tekrar edilme sırrını açıkladığını (Zilâl, I, 21) da az önce söylemiştik.

B. Sünnetten yararlanma şekli

1. Kur’ân ve ilimlerine dair:

* Nüzûl sebepleri ile ilgili rivâyetleri aktarması:

* “İnsanlardan kimisinin –Allah’ın rızasını arayarak- kendisini ona sattığını” belirten Bakara, 2/207. âyetin nüzûl sebebine dair –İbn Kesir’den naklettiği- rivâyetten hareketle açıklamalar yaptığını görüyoruz. (Zilâl, II, 127)

* Bakara, 2/229. âyeti talâkın iki defa olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu “iki” kaydının nüzûl sebebini açıklarken konu ile ilgili ensardan bir karı-koca arasında cereyan etmiş bir olaya atıfta bulunmaktadır. (Zilâl, II, 190)

* Ayrıca Bakara 2/222 (Zilâl, II, 198); Bakara, 2/267 (Zilâl, III, 54-55); 3/122 (Zilâl, IV, 62); 4/107 vd. (V, 197-198); 4/127 nin nüzûl sebebini tabiinden gelen rivâyete dayanarak açıklamaktadır. (V, 218)

* Kur’ân ile ilgili bir hususun tarihi süreç bakımından aydınlatılması için sünnete başvurması:

Merhum Şehid müfessirimiz aslında bu usulü hemen hemen bütün sûrelerin girişinde uygulamakta ve bunların hepsinde sünnetten, siretten birçok nakillerde bulunmaktadır.

Bu nakiller arasında sünnetten aktardıkları dışında ashab ve tabiînden çokça nakiller yer almaktadır. Bu genellemeden sonra bunlardan yalnızca ikisine değinmekle yetiniyoruz:

*Nisâ Sûresinin girişinde sûrenin iniş sürecini ve tarihsel dönemini aydınlatmak için sünnetten ve siretten delillere dayanmaktadır (IV, 189-190)

*Aynı şekilde Enfal sûresinin girişinde de sûrenin iniş süreci ve tarihsel dönemine belirlemeye çalışırken sünnet ve siretten çokça yararlanmakta ve bu husustaki birçok rivâyete atıfta bulunmaktadır. (IX,151 vd)

*Kur’ân’ın işaret ettiği bir olaya dair bir takım ayrıntıları sünnetten hareketle ortaya koyması:

* Kıblenin değiştirilmesini sözkonusu eden el-Bakara, 2/142 ve devamına dair açıklamaları sırasında Beytu’l-Makdise doğru Medine’de kılınan namaz süresini, peygamberin Ka’be’ye doğru namaz kılma isteğini ve benzeri ayrıntıları, o da bu hususta nakledilmiş bulunan hadise dayanarak açıklamaktadır. (Zilâl, II, 9, 15)

* Kıblenin değiştirilmesinin akabinde, Ka’be’ye doğru namaz kılan bir sahabinin giderken bir mescide namaz kılmakta olanlara kıblenin değiştirildiğini heber vermesi üzerine, onların da namazda kıbleye döndüklerini belirten el-Berâ’nın rivâyet ettiği hadisi zikretmesi. (Zilâl, II, 15)
Burada merhum Şehid’in, “Kur’ânî bir şahsiyet” olduğunu vurgulayarak kendileri gibi sünnete oldukça sınırlamalar getirdiğini ima etmek isteyenlerden farklı olarak, -teknik tabiriyle söyleyecek olursak- vâhid haberi de -sıraladığımız ve sıralayamadığımız birçok örnekten de açıkça anlaşıldığı gibi- delil kabul ettiğini göstermiş olmaktadır.

* Nisa 4/3 te velâyet altındaki yetim kızlara adil davranamamaktan korkulması halinde ne yapılacağını açıklamaktadır. Bu adil olmayan davranışın mahiyetini açıklamak üzere konu ile ilgili rivâyet naklederek, davranışın mahiyetine hem açıklık getirmekte hem de nuzül sebebi olarak da değerlendirilmeye elverişli olan bir nakilde bulunmlaktadır. ( IV, 225)

*Belli bir âyet ya da âyetlerin medlûlü ile ilgili olarak vardığı sonuçları hadislerle pekiştirmesi:

* Kıblenin değiştirilmesinin, aynı zamanda İslâm Dinine mensup olanların, diğer din mensuplarına inanç ve ibadetlerinde benzememeleri gerektiğine işaret ettiği gibi, bir takım davranış ve tutumlarında da benzememeleri gerektiğine işaret ettiğini vurgulamaktadır. Bunun için sünnetten bu hususu pekiştiren hadisler nakletmektadir. (Zilâl, II, 13)

* Fâtiha Sûresi’nin, Allah ile kul arasında ikiye pay edildiğini belirten Müslim’in rivâyet ettiği kudsî hadisten hareketle namazın her rekatinde tekrar edilme sırrını açıkladığını görüyoruz. (Zilâl, I, 21)

* Kur’ân’da sûre başlarına besmele koyup Tevbe sûresinin başına besmele konulmamasını İbn Abbas’ın rivâyet ettiği hadise dayanarak açıklaması. (Zilâl, I,22)

* Kısası genel olarak emreden Bakara, 2/178-179 u açıklarken, konu ile ilgili olarak İbn Kesir’de bulunan ve Said b. Cubeyr’den gelen bir rivâyete de atıfta bulunarak el-Maide, 5/45 ile birlikte ele almakta ve her iki âyeti bir arada oldukça güzel bir şekilde telif etmektedir. (Zilâl, II, 66-67)

* Bakara, 2/189. âyette Hilallerin durumuna dair ashabın soru sormasının dile getirilmesi akabinde, evlere arkalarından girmenin “birr/iyilik” olmadığı anlatılmaktadır.
İnce edebî bir zevke sahip olan, aynı zamanda Kur’ân’ın da bu inceliğini duyumsayarak yaşamış bulunan merhum Şehid, âyetin bir birinden farklı gibi görünen bu iki bölümü arasındaki ilişkiyi hadisten hareketle ortaya çıkarmaktadır. (Zilâl, II, 95)

* 4/123 ü açıklarken âyetin mutlak olarak kötülük işleyenin cezasını çekeceğini belirtmesi dolayısıyla, bu hükmün çeşitli şekillerde Allah tarafından hafifletilmiş olduğunu konu ile ilgili rivâyetlere bağlı olarak açıklaması. (V, 213 vd)

* Âyetlerin ifade ettiği hükümlerinin ve hikmetlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için âyetlerin indikleri ortamı anlatan hadislere de başvurmuştur: Teaddüd-i Zevcât’a dair (4/3)âyeti açıklarken aktardığı rivâyetlerde olduğu gibi (IV, 22)

* Peygamber dönemindeki Kitab Ehli’nin ve Cahiliyye’nin çeşitli durumlarına dair açıklayıcı bilgileri Sünnetten alması. (V, 16 ve 23)

* 5/78-79. âyetleri tefsir ederken konu ile ilgili hadisleri zikrederek, cahili toplumda iyiliği emr, münkerden alıkoymanın nasıl bir seyir takip etmesi gerektiğini konu ile ilgili âyet ve hadislerin tesbit ettiği zemine dayanarak açıklamalarda bulunmaktadır. (VI, 231-232)

2. İnanç ve İslâmî düşünüşe dair

* Akide ve amelin arıtılmasının önem ve gereğine hadisten hareketle işeret etmesi:

* Dünyevî bir maksatla birlikte cihad edenin ecrinin olamayacağını belirten hadis ile cihad ederken kavmine nisbetini dile getirerek öğünen bir delikanlıyı kavmi yerine ensara nisbetini zikretmesi gerektiğini peygamberin hatırlattığını belirten hadisi aktarması (Zilâl, II, 36-37)

* Allah’a ve Rasulü’ne itaati emreden 3/132’yi açıklarken Allah’a ve Rusulüne itaatin olmadığı bir toplumun İslâm toplumu olamayacağını ifade etmektedir. (IV, 71)

3.Fıkıh, amel ve ahlâkî konulara dair

* İslâm’a göre ibadet -toplumsal hizmetler dahil- hayır ihtiva eden her bir iştir. “Dul kadının ve yoksulun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan herkesin Allah yolunda cihad eden ya da gece namaz kılıp gündüz oruç tutan gibi olduğunu belirten” hadis. (Adâlet, 11) ve bu anlama delil gösterdiği diğer hadisler. (Adâlet, 11-12)

* 2/286 ve 22/78 de kimseye takatiden fazlasının yükletilmeyeceği belirtilirken, konuya açıklık getirici çeşitli hadisler zikretmesi. (Cihan , s. 52)

* Oruçta imsak vaktine dair âyette geçen “beyaz iplik siyah iplikten açıkça seçilebiline kadar yiyip içmeye izin veren” buyrukta “siyah iplik-beyaz iplik” hususuna, Peygamber Efendimizin Bilâl’in erken ezan okuyuşunu ve iki fecri söz konusu eden hadisinden hareketle açıklık getirdiğini, böylelikle kendisinin de bu konuda gelmiş geçmiş İslâm Tefsir, Fıkıh ve Hadis âlimleriyle aynı yolu izlediğini görüyoruz. (Zilâl, II, 82)

* Zekâtı vermeyenlerin tehdit edilmesi (Adâlet , 81)

* Evlilik öncesi erkek ve kadının birbiriyle görüşmesine (Cihan, 67) ve dul ve bakirenin evlenme ile ilgili kanaatlerine dair (Adâlet, 57) hadis.

* Bakara, 2/198 de hac esnasında Allah’ın lütfunu aramakta bir sakınca olmayacağından maksadın, hac esnasında ticarete izin demek olduğunu hadislere dayanarak açıklamaktadır. (Zilâl, II, 114)

* Yine aynı âyette ve 2/199. âyette Arafat’tan ayrılış söz konusu edilirken Arafat’ta usulüne uygun vakfe yapmanın esas olduğunu hadislere de dayanarak açıklamaktadır. (Zilâl, II, 115 ve 118)

* Müşrik kadınları nikâhlamayı yasaklayan Bakara, 2/221. âyeti ele alırken, Kitab Ehli kadınları nikâhlamayı mübah kılan âyete de gönderme yaptıktan sonra konu ile ilgili Buhari’nin rivâyet ettiği “İsa’yı Rab bilmekten öte bir şirk bilmediğini belirten” İbn Ömer’in sözünden hareketle, böyleleri ile evlenmenin özellikle günümüz şartları içerisinde uygun görülemeyeceğini dile getirmektedir. (Zilâl, II, 180-181)

* 5/41’de Kitab Ehli’nin Peygamberin hükmüne başvurmaları halinde, hüküm verip vermemekte serbest olduğu ama hüküm vermesi halinde de hak ve Adâletle hüküm vermekle emr olunduğu belirtilmektedir. Buna dair Peygamber Efendimizin zina eden Yahudi erkek ve kadın hakkında recm hükmü ile hüküm verdiğini belirten hadisi zikrettiğini görüyoruz. (VI, 152)

* “Müslüman her şeyiyle Müslümana haramdır…” (Adâlet, 106)

* İslâm’ın koruyucu tedbirleriyle suçları azaltmaya yönelik ilkeler getirdiğine dair hadisler (Cihan, 75, 78)

* Ceza için suçun katî olarak sabit olmasının esas olduğu (Cihan, 133)

* Hata/yanlışlık, unutmak dolayısıyla sorumluluğun söz konusu olmadığı (Cihan, 45)
Bir takım amellerin önemini ve değerini açıklamak için hadisler aktarması:

* Cihad etmemenin ve düşünmemenin tehdidi (Adâlet 141)

* Bakara, 2/153 ü açıklarken sabrın faziletine dair hadisler, (Zilâl, II, 33), feryad ve figanı yasaklayan hadisler (Cihan, 54) buna karşılık Peygamber Efendimizin oğlu İbrahim’in vefatı dolayısıyla ağladığı hususu. (Cihan, 55)

*Tevbe ile ilgili hadisler (Cihan, 47)

* Bakara,2/184 te seferde oruç meselesini ele alırken bu husustaki ruhsatın itidalli bir şekilde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini söz konusu etmekte ve bu yaklaşımını çeşitli hadisleri aktararak desteklemektedir. (Zilâl, II, 73)

* Bakara, 2/154 ü açıklarken şehitliğin faziletine dair hadisler (Zilâl, II, 35-36)

* 2/154-157 ile ilgili olarak, sabır ve sınanma ile ilgili hadisler (Cihan 55)

* Her hususta haddi aşmak edeb dışı ve ahlakî bir zaaftır. Allah’ın “haddi aşanları sevmediğini” belirten Bakara, 2/190 buyruğunu açıklarken, “haddi aşma”nın çeşitli şekillerine hadislerden hareketle örnekleler vererek haddi aşmanın sınırları hakkında bize fikir vermeye çalışmaktadır. (Zilâl, II, 100-102)

* Emr bilmarufa dair ardı arkasına pek çok hadis zikretmesi. (IV, 31;, Cihan, 110; Adâlet, 13,70,71, 72) Aynı konu ile ilgili topulumun gemiye benzetildiği hadisi ele alması. (Adâlet, 69)

* 5/78-79 da İsrailoğullarının iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak işini terk etmelerini dile getiren âyetleri açıklarken konu ile ilgili hadisler de zikr etmektedir.(VI, 229/230)

* Aldatma, hile ve benzeri halleri yasaklayan hadisler (Adâlet, 128)

* Borçlanma ile ilgili hadisler (Cihan, s. 109)

* Annenin değerini açıklayan hadis (Adâlet, 57)

* Müminlerin kardeşliğini açıklayıcı hadisler (Cihan, 103)

* İnsana hatta bütün canlılara merhamete dair hadisler. (Cihan, 104)

* Selamlaşmaya dair hadisler (Cihan, 108)

* Teşrî’ Tarihi, süreci ve hikmeti ile ilgili açıklamalarda hadis ve siretten yaralanması:

“Haccın ve umrenin Allah’ın için tamamlanmasını” emrederek başlayan âyetin ve hac ile ilgili diğer buyrukların nüzûl tarihini söz konusu ederken konu ile ilgili –İbnu’l-Kayyim’in ‘Zâdul’l-Meâd’ındaki- rivâyetlerden hareketle meseleyi aydınlatmaya çalışmakta ve ayrıca bunun için böyle bir başvuruya ihtiyaç olduğunu belirtmektedır. (Zilâl, II, 107)

* Haram ayda savaşmayı yasaklayan Bakara, 2/217 de işaret edilen olayın ve dolayısıyla âyetin nüzûl zamanını konu ile ilgili olarak gelmiş rivâyetlerden hareketle tesbit etmeye çalışmaktadır. (Zilâl, II, 156)

* 4/53 te “Namaza sarhoşken yaklaşmayınız” buyruğunu açıklarken, konu ile ilgili rivâyetlerden hareketle içkinin haram kılınış sürecini ve bu sürece göre ilgili âyetlerin iniş sırasını açıklama yoluna gittiği görülmektedir. (V, 73)

4.Fikrî, Felsefî ve sosyal konulara dair:

* İslâm toplumunu çeşitli yönleriyle anlatır ve tanıtırken âyetlerle hadisleri iç içe ve bir arada verdiğini görüyoruz. (Zilâl, II, 132)

* Adâletli yönetici (Adâlet, 101); Adâlete riâyet etmeyen yöneticinin cezası (Adâlet, 108)

* Adâletli yöneticiye itaat (Adâlet, 102)

* Yöneticinin haklarının sınırı (Adâlet, 105)

* Yöneticinin görevlerinden: Devlette imkân bulunması halinde ölenin borçlarının ödenmesi ve bakıma muhtaç olanların bakımını üstlenmesi (Adâlet, 138)

* İslâm’da ilmin yeri ve önemi (Adâlet, 14, 15)

* İnfakı emreden Bakara, 2/215 i açıklarken, İslâm’ın infak emrinde ön gördüğü ilkelerin insanın ruhî yapısıyla uyum arzettiğini açıklarken de sünnete atıflarda bulunmaktadır. (Zilâl, II, 150-151)

* İslâm hükümlerinin canlı, dinamik ve gerçeklerle örtüştüğünü anlatmak sadedinde çeşitli hadisleri zikrettiğini görüyoruz. (Zilâl, II, 191-192)

* Âyetlerin ashab üzerindeki etkilerini açıklamak üzere hadisten yararlanması: (5/45. âyetin tefsiri, VI, 160)

* İslâm’ın toplum içerisinde ferde verdiği teminatlarına dair üç hadis (Cihan, 60-61)

* Çalışıp çabalamaya teşvik, çalışanın hakkını vermeyi emr, vermemeye karşı tehdit (Adâlet,122, 123, 151)

* Sosyal sorumluluğa, yardımlaşmaya, dayanışmaya dair “hepiniz çobansınız…” hadisi (Cihan, 110, Adâlet, 70); ve diğerleri: (Adâlet, 73, 148) “malda zekâtın dışında da bir hak vardır” (Adâlet 154)

* “İnsanlar üç şeyde ortaktırlar…” (Adâlet 118)

* “Ölü araziyi ihyâya dair” hadisi Ebu Yusuf’un el-Harac’ından nakletmesi (Adâlet 121)

* Dayanışmaya, tasadduka ve infaka teşvike ve bunlarda riâyet edilmesi gereken edebe dair hadisler (Cihan, 120-121, 124, Adâlet 82,87,88, 89-90, 91,110) ; dul ve yoksul kimselerin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışanların büyük ecrine dair hadis (Adâlet 72)

* Borçlanma ve borçluya müsamahakâr davranma ve ilgili diğer ayrıntılara (Adâlet, 136)

* Karaborsacılık yasağı (Adâlet 129)

* Dilencilikten sakındıran hadisler (Adâlet, 50)

* Eşitliğe dair hadis (Cihan 184)

* Zulümden sakındırma (Adâlet 112)

* Zulme karşı mücadeleye yönlendiren hadis (Adâlet, 16, 111)

* İslâm toplumunda Peygamber dahil hiç kimsenin kutsanarak beşer olmanın ütüne çıkarılamayacağına dair hadisler. (Adâlet, 55)

5.Siret ve kıssalara dair

* Bedir kıssasının seyri, öncesi ve sonrası ile ilgili yaptığı açıklamalarında hadis rivâyetinde ve siret ile ilgili olarak anlatılanlardan çokça yararlandığını görmekteyiz. (IX, 186 vd.)

* Uhud gazvesi olaylarını –öncesiyle-sonrasıyla- İ. Kayyim’in Zâdu’l-Me’âd adlı eserinden naklen aktardığı gibi (IV, 51 vd), diğer ayrıntıları da hadis kaynaklarında geçen çeşitli rivâyetlere dayanarak ortaya koymaktadır. (IV, 56 vd)

* Aynı şeyi diğer gazve ve Peygamber Efendimizin hayatındaki önemli bütün olaylar ile ilgili olarak da tekrarladığını görmekteyiz.

6. Çeşitli hususlara dair

* Taif dönüşünde bir bağa sığınırken yaptığı duayı dile getiren hadisi nakletmesi. (Zilâl, I, 26)

* Duaya dair Bakara, 2/186. âyeti açıklarken, dua ile ilgili hadisler nakletmesi. (Zilâl, II,79)

* “Rabbimiz! … kalplerimizi saptırma!” (3/8) buyruğunu açıklarken, Peygamber Efendimiz’in: “Kalbine dini üzere sebat vermesi” ne dair duasını çokça tekrarlamasına dair Aişe validemizin soru ve cevabının yer aldığı hadisi aktarması. (Zilâl, III, 138)

* Bazen fıkhî ya da şer’î bir hüküm getirmeyen bir âyeti açıklarken da hadise başvurduğunu görmekteyiz: 4/66. âyeti (V, 120) ve 4/69. âyeti (V,122) açıklarken yaptığı gibi.
SONUÇ

Görüldüğü gibi merhum şehidimiz, açıkladığı konunun mahiyeti ne olursa olsun, hiç tereddüt etmeden hadislere başvurmakta ve onlarla ilgili olarak İslâm düzeninin yapısal ve kurumsal açıklamalarını yapmak için hadislerden âyetler ile yan yana/ birlikte yararlanmakta en ufak bir tereddüt göstermemektedir.

Merhum Şehid’imiz, gerek Tefsir’inde gerekse diğer eserlerinde her alanda ve kendiliğinden ve Hadis ilminde bilinenden ayrı farklı herhangi bir kota koymaksızın, bir sınırlandırma getirmeksizin Sünnetten alabildiğine yararlanmış bulunmaktadır.

Baş taraflarında sünnetin yeri ve önemini belirten ve sadece örneklendirmek üzere naklettiğimiz ifadelerini göz önünde bulundurduğumuz takdirde, onun böyle bir çerçevede sünnetten yararlanmasının son derece tabii olduğunu görüyoruz.

Seyyid Kutub’un sünnet anlayışı bu olduğuna göre, aynı anlayışı paylaşmayanların kendi gömleklerini ona giydirmeye çalışmaları en azından bir haksızlıktır. Amacımız kimselerin bu haksızlığı yaptığına dair bir göndermede bulunmak değildir. Böyle bir yanlışa düşenlerin, iyi niyetli olduklarını peşinen kabul ettiğimizden sadece bu noktada bir tashihte bulunmak istedik.

Kişisel kanaatler dolayısıyla kimseyi kınamak ya da kanaatlerinden vaz geçmeye çağırmak gibi bir amacımız olamaz. Şartlarını taşıyan bir ictihadın hatalı olsa dahi ecir kazandıracağına inanıyoruz.

Ama şuna da inanıyoruz ki, merhum Seyyid Kutub, dinin vazgeçilmez bir kaynağı olduğuna inandığından, hadis ilminin belirlediği esaslar çerçevesinde en ileri boyutlarda, her alanda sünnetten yararlanmıştır.

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi, Kur’ân’ın ve Sünnetin aydınlığı ile yolumuzu aydınlatmış ilim adamlarımızın, şehitlerimizin ve özellikle de Kutub’umuzun üzerine ve sizlere olsun.

M. Beşir ERYARSOY


1. Medeniyet Derneği’nin düzenlediği “Şehadetinin 40. yılında Seyyid Kutub Sempozyumu”nda (8-9 Eylül 2009/Reşat Nuri Güntekin Sahnesi) Birinci gün (9 Eylül 2006) birinci oturumunda sunulan tebliğin metnidir.
2. Muhammed Berekât, Seyyid Kutub, (Çeviren: M. Beşir Eryarsoy), İstanbul 1987, s. 267 vd.
3. Fî Zilâli’l-Kur’ân, Beyrut tarihsiz, otuz cüz ve sekiz ciltlik baskısı demek olup, bu tür atıflar hep bu baskıya ait olacaktır. Roma rakamı ile verilen sayı cüz’ü, diğer rakam ile verilen sayı ise sahifeyi göstermektedir.
4. Bu ifadeleriyle de bu gibi Kur’ânî buyrukları Peygambere ya da belli bir zaman diline hasrederek, sonraki dönemlerde İslâm Şeriat’ini adeta yürürlükten kaldırmak isteyen garezkârların saptırmalarına imkân bırakmamaktadır.
5. İstanbul 1986 baskısı
6. Makavvimâtu’t-Tasavvuri’l-İslâmî, Beyrut-Kahire (Dâru’ş-Şurûk), 1406/1986
7. el-Adâletu’l-İctimâiyye fi’l-İslâm, Beyrut ve Kahire (Daru’ş-Şuruk) 1394/1974
8. Cihan Sulhu ve İslâm, (Tercüme: Bekir Sadak), İstanbul Tarihsiz

Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum. Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Hâlen Ankara Keçiören Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için
Rabbânî Âlim Abdulfettah Ebû Gudde (Rh.a) Hz. Muhammed Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat
Rukye Tedavisi Ve Muska Takmak Üzerine Notlar İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Ilımlı İslam(!)’ın Şövalyesi: Fethullah Gülen Ubeydullah TOPRAK ‘Ilımlı İslam’, adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini’ni
Hangi Selefilik? Yunus Dinçkan / Ümmet-i İslâm Son yıllarda yaygınlık kazanan ve

Son Yapılan Yorumlar

  • Videolar

    'Mü'minûn Sûresinden Âhiret Sahneleri' Sohbeti

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (1)

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (2)

    Âl-i İmrân Sûresi 190-195. âyetin tefsiri

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS Bilinmeyen besleme

  • Arşiv

  • Etiketler

  • Tavsiye Siteler

    Islah Haber

    İmam Buhari Vakfı

    http://imambuharivakfi.org/

    İyiliğe Çağrı Yardım Derneği

    https://iyiligecagri.org.tr/

     

     

  • Ziyaretçiler

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Sosyal Medya’da Paylaşın