Küresel Cihâd’ın Babası: Şehîd Abdullah Azzam (Rh.A)

24.11.2017 tarihinde Genel kategorisine eklenmiş, 1.602 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

azz

Nice ölü kalpler vardır ki şehitlerin ilginç hayatlarını dinlemek suretiyle dirilmiştir. Nice yolunu kaybetmiş kimseler şehitlerin hayatını okuduktan sonra doğru yolu bulmuştur. Nice fâsık ve günahkârlar şehitlerin hayatından etkilenip, Rabbine dönmüştür.

Bu yazının amacı; Yeryüzüne ayak basmış en değerli insanlardan birisi olan ve “Dostları sevindiren bir yaşam, düşmanları öfkelendiren bir şehâdet” ile Rabbine kavuşan Şehîd Abdullah Azzam’ı şehâdetinin 28. yıldönümünde hayırla anmak ve şehidin İslâm ümmetine olan mesajlarını hatırlatmaktır.

Abdullah Azzam, 1941’de Siyonist zulmün, baskının ve şiddetin içindeki Filistin’in Cenin kasabası yakınlarındaki Seyletul Harisiye köyünde doğmuştur. Şam’da yüksek öğrenimini tamamlayarak, Dimaşk Üniversitesi Şeriat Fakültesinden 1966 yılında mezun olmuştur. 1967 yılında Filistin’in Batı Yakası ve Mescid-i Aksa’nın İsrail tarafından işgal edilmesinden sonra 1969’da İhvan-ı Muslimîn (Müslüman Kardeşler) teşkilatına katılmıştır. 1969’da Usul-i Fıkıh konusunda mastır diploması almış, akabinde Amman’da Şeriat Fakültesinde okutman olarak görev yapmıştır.

1973 yılında Kahire Üniversitesinde Usul-i Fıkıh dalında doktorasını tamamlamış, 1973-1980 yılları arasında ise Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesinde öğretim üyeliği yapmıştır. Ürdün’den askeri yargıtay kararıyla sürülünce 1981 yılında Suudi Arabistan Cidde’de bulunan Melik Abdulaziz Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.[1]

1970’lerin sonuna doğru dünya yeni bir sürece girmiş, dünyanın ikinci süper gücü olan Sovyetler Birliği Afganistan’a saldırmıştır. Bu saldırı İslam dünyasında halifelik kaldırıldığından beri hiç gerçekleşmeyen bir olayın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar, dilini ve kültürünü hiç bilmedikleri Afganistan’a gelerek kendi tanımlamalarıyla kardeşleri olarak gördükleri Afgan halkıyla aynı safta savaşmaya başlamışlardır.

Abdullah Azzam da, ülkeleri Ruslar tarafında işgal edilen ve Ruslar’a karşı cihâd bayrağı açan Afgan Müslümanlarına daha yakın olmak maksadıyla Pâkistân’ın İslâmâbâd şehrindeki Uluslararası İslâm Üniversitesi’nde çalışma talebinde bulunmuş ve bu üniversitede çalışması kabul edilmiştir. 1984 yılında da bu üniversiteden kendi isteği ile ayrılarak, Afgan cihâdına eğitim müsteşarı olmuştur. Bütün çalışmasını bu işe hasretmiştir.

Abdullah Azzam, Afgan cihadının dünyaya tanıtılmasında ve İslami meşruiyet kazanmasında en etkin rolü oynamıştır. Afganistan’da Mekteb ul- Hadimat (Mücahitlere Hizmet Bürosu) isimli bir kurum açarak dünyanın dört bir yanından ulusal sınırları aşarak gelen binlerce genci organize etmiştir.

Şehâdetine  kadar tüm ömrünü kah cephede savaşarak,  kah Arap ülkelerinden gelen gençlerin eğitim kamplarında, kah muhacirlerin kamplarında geçiren Abdullah Azzam 24 Kasım 1989’da Pakistan’ın Peşaver şehrinde bombalı bir suikast sonucu  şehid düştü. Şehid edildiğinde 48 yaşındaydı.

Şehâdeti şöyle olmuştu: 24 Kasım 1989 Cuma günü her zaman namazını kıldığı “Seb’ul-Leyl Camii” ne gitmek üzere evinden çıkmıştı. Amacı cuma hutbesini okumak ve cuma namazını kıldırmaktı. İki oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte arabasına doğru yaklaştı. Arabaya bindikten kısa bir süre sonra büyük bir patlama duyuldu. 20 kilogram  ağırlığındaki TNT’nin uzaktan kumandayla patlamasıyla araba anında parçalandı.

Abdullah Azzam, oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte şehid oldu. Şehidin cenazesine coşkulu bir kalabalık katıldı. Meydana gelen büyük patlamayla, araba paramparça olmuştu. Öyle ki patlamanın olduğu nokta derin bir çukura dönüşmüş ve olay yerine yakın olan elektrik hatları kopmuştu.[2]

Arap ülkelerinden gelen gençleri kamplarda sıkı bir eğitimden geçirdikten sonra fiili cihada yollama, Mücahidlerin ve muhacirlerin İslami eğitimi için gayret gösterme, dergi ve kasetlerde Afgan cihadını tanıtma yanında yazdığı eserlerle ümmete büyük hizmet veren Abdullah Azzam’ın mücahidlere verdiği derslerin kasetlerinden deşifre edilerek hazırlanmış olan “Fî Zilâli Sûreti’t-Tevbe( Tevbe Sûresinin Gölgesinde Cihad Dersleri)[3] adlı kitabı,  Müslümanların Cihad şuurunu kaybettikleri günümüzde, bu şuuru yeniden kazanmalarına vesile olan bir kitaptır.

Şehid Abdullah Azzam’ın Cihad Dersleri dışında,  Cihad fıkhı, Afgan Cihadında Rahmanın Âyetleri[4], İslam ve İnsanlığın Geleceği, Müslüman Halkın Cihadı,  Kızıl Akrep, İslam Akidesinin Özellikleri, İslami Direniş Hareketi Hamas, Hâkimiyet Mefhumu ve Kayıp Minare[5] isimleriyle Türkçeye de çevrilmiş eserleri vardır.

Gilles Kepel, Khan Kagaya, Oliver Roy, Bernard Lewis, Kenneth Cragg ve J.L.Esposito gibi Dünyadaki İslami hareketleri inceleyen batılı ilim adamları; Eserlerinde[6] Abdullah Azzam’ı “Küresel Cihadın Babası, İslami Terörün Lideri” gibi sıfatlarla anmışlardır. Batılıların dediklerini papağan gibi tekrarlayan Türkiyeli bazı akademisyenler ve yazarlar da, batılılarla aynı dili kullanmaktadırlar. Bunlardan birinin sözlerinin nakledelim:

“Günümüzde global güvenliği tehdit edici bir nitelik kazanan radikal İslami hareketler ve İslam’ın katı yorumlarından beslenen dini motifli terör örgütleri açısından Dr.Abdullah Azzam, önemli bir ideolog ve ruhani lider olmuştur… Günümüzde “El Kaide” denilince “Usame bin Laden” ismi bilinse ve ön plana çıksa da, El Kaide’nin ideolojik ve teorik lideri Abdullah Azzam olmuştur. Azzam’ın hayatta iken vermiş olduğu dersler ve kaleme aldığı konular halen radikal kesimler ve El Kaide gibi dini motifli terör örgütleri açısından sorgulanamaz referans kaynaklarıdır”[7]

Bir diğeri de şunları yazmış: “Abdullah Azzam kim? Rus işgaline karşı Afgan cihadı başlayınca, 1980 başında Pakistan’a gitti, Afgan sınırına yerleşti. Bin Ladinle, Ayman el Zavahiri ile ‘yoldaşlığı’ böyle başladı. Sonra Afganistan’a yerleşti. Cihad’la terörü eşitleyen bir doktrin geliştirdi. Hakkındaki birçok araştırma onu “Enternasyonal Cihadizm’in Lenin’i” olarak niteliyor. Terörün teorisyeni olarak örgütçü Bin Ladin ve Zavahiri’den, kışkırtıcı Kör İmam Ömer’den de etkili bir isim… Yazdıkları 5 cilde yakın bir külliyet oluşturuyor; teröristlerin eğitim materyallerinin başında geliyor…”[8]

Batılıları ve onların yerli uşaklarını böyle konuşmaya sevk eden tabi ki Abdullah Azzam’ın fikirleridir. Bu konuda yazar Abdullah Yıldız’a kulak verelim: “İslâm’ı, hayatın bütün alanlarını düzenleyen hukuk sistemi, inanç ve ibadet esasları ile çağa alternatif bir hayat nizamı olarak sunma gayreti içinde olan İslâm âlimlerinin 11 Eylül sürecinde şer güçler tarafından hedef tahtasına oturtuldukları malumdur. Özellikle Londra patlamalarının ardından şeytani medya aracılığıyla zihinlere kazılmak istenen İslâm=terör denklemi bağlamında sözde “İslâmi terör”ün fikri kaynakları olarak, Filistin asıllı mücahid âlim Abdullah Azzam, Mısır-İhvan hareketinin fikir önderi şehid Seyyid Kutub ile Pakistanlı âlim, hareket adamı Mevdudî, hatta Ortaçağda Moğol istilasına karşı eşsiz bir direniş ve diriliş hareketi başlatan İbn Teymiye gibi âlimlerin zikredilmesi, son derece anlamlıdır. Zira bu tür gerçek âlimlerin, İslâm’ı bütüncül bir yaşam modeli olarak sistematize edip insanlığa takdim etmeleri, sadece müslüman dünyayı yeniden ayağa kaldırmakla kalmamış, küresel sistemi de ciddi biçimde korku ve endişeye sevketmiştir.”[9]

Abdullah Azzam’ın 1989 yılında uğradığı saldırıda şehid edilmesinden önce hazırlamış olduğu vâsiyetinden bir bölümünü fikirlerini toplu ve özlü bir biçimde ifade etmesi açısından burada aktarmak istiyoruz:

“Yüce Allah’ın rahmetine muhtaç Allah’ın kulu Abdullah Yusuf Azzam’ın vasiyetidir… Allah yolunda savaşa çıkmamak konusunda nefse gerekçeler bulmak, nefsin kendisini uyuşturacak bir takım gerekçeler bularak Allah yolunda savaşmayıp evinde oturmaya razı olması bir oyun, bir oyuncak edinmektir. Daha doğrusu Allah’ın dini ile oynamak, onu oyuncak edinmek demektir. Bizler Kur’ân nassıyla bu gibi kimselerden de yüz çevirmekle emrolunmuş bulunuyoruz: “Dinlerini oyun ve eğlence edinmiş, dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri bir kenara bırakın…”

Cihad için gerekli nazırlıkları yapmaksızın, geleceğe dair umutları gerekçe göstermek, zirvelere ulaşmayı ve oralara yükselmeyi arzulayan küçük nefislerin yapacağı işlerdendir. Din ve dünyayı ifsad eden saldırgan düşmanı bertaraf etmek kadar, imandan sonra kuvvetli hiçbir farz yoktur. Yani ben Allahu âlem bugün için, Allah yolunda savaşmayı terk eden kimse ile namazı, orucu ve zekâtı terk eden kimse arasında hiçbir fark görmüyorum.

Şu anda bütün yeryüzü halkının hep birlikte, önce âlemlerin Rabbi huzurunda sonra da tarihin önünde büyük bir sorumlulukla karşı karsıya oldukları görüşündeyim. İster davet, ister tebliğ, ister eğitim ve ister başka bir şey olsun, hiçbir şeyin cihadı terk etmenin sorumluluğundan kurtaramayacağı görüşündeyim.

Ben bugün yeryüzünde her Müslüman’ın boynunda Allah yolunda savaşmak, yani cihadı terk etmek sorumluluğunu taşıdığı kanaatindeyim. Her Müslüman, silah taşımamanın günahını yüklenmektedir.

Bu konuda kendini mazur gösterecek herhangi bir dayanağı olmaksızın elinde tüfek bulunmadan Allah Teâlâ’ya kavuşan herkesin Allah’la günahkâr olarak karşılaşacağını görüyorum. Çünkü o, savaşı terk etmiş bulunmaktadır.

Şu anda savaşmak ise farz-ı ayndır. Yeryüzünde bulunan bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. Allah’ın mazur gördüğü kimseler müstesna. Farzı terk etmek ise günahtır. Çünkü farz; işleyenin sevap aldığı, terk edenin ise hesaba çekildiği islerdir. Ben şu kanaatteyim: Cihadı terk etmeleri sebebiyle Allah huzurunda bağışlanabilecekler Allahu âlem şunlardır: Kör, topal, hasta, erkek, kadın ve çocuklar arasında mustazaf olup cihad için bir çare bulamayan, yani savaşın fiilen cereyan ettiği yere gidemeyen ve buraya giden yolları bilemeyen kimselerdir. Savaş ister Filistin’de, ister Afganistan’da, isterse kâfirlerin çiğnediği ve pislikleriyle kirlettiği herhangi bir bölgede olsun. Savaşmayı terk ettikleri için tüm Müslümanlar günahkârdır.

Kanaatime göre bugün Müslümanlar Afganistan’da dökülen her kandan, payimâl edilen her namustan mesuldürler. Allahu âlem kusurları sebebiyle, dökülen bu kanlarda suç ortağıdırlar. Çünkü onlar bu Müslümanlara kendilerini koruyacak silahı sağlayabilirlerdi. Onları tedavi edecek doktorları gönderebilirler. Yemek yiyebilecekleri kapları satın alabilirler. Hendek kazmalarına imkân sağlayacak kazı aletlerini satın almalarını sağlayabilirler.

Artık ey Müslümanlar! Sizin hayatınız cihaddır. Hedefiniz cihaddır. Var oluşunuz, akıbetiniz cihad ile alâkalıdır. Ey davetliler! Sizler silahlarınızı omuzlamadıkça, tağutların mülkünü, kâfir ve zalimlerin mülkünü darmadağın etmedikçe sizin hiçbir değeriniz yoktur. Cihadsız, savaşsız, kansız, sakalsız, Allah’ın dininin muzaffer olacağını zanneden kimseler bu dinin tabiatını idrak edemeyen kimselerdir. Onlar vehme kapılmışlardır.

Davetçilerin, heybeti ve davetin şevketi Müslümanların izzeti savaşsız olamaz. Rasulullah (sav) şöyle buyuruyorlar: “Allah düşmanlarınızın kalplerinden sizin heybetinizi çekip alacak, Allah kalplerinize vehn bırakacaktır. Vehn nedir, ey Allah’ın Rasulü? diye soran ashaba: Dünya sevgisi ve ölüm tiksintisidir, diye buyurur. Başka bir rivayette ise: “Savaş tiksintisidir” diye cevap vermiştir. “Sen Allah yolunda savaş (kimse seninle savaşmazsa) yalnızca sen savaşla mükellefsin. Müminleri de savaşa teşvik et, olur ki Allah kâfirlerin gücünü bertaraf eder. Allah daha güçlü, cezası daha çekin olandır.”

Savaş olmadığı takdirde şirk her tarafı kuşatacak ve egemen olacaktır. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar, kâfirlerle savaşın.” Fitne ise şirktir.

Yeryüzünün felah bulmasının biricik teminatı cihaddır. “Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı, yeryüzü fesad bulurdu.” İslâm’ın ibadetlerinin ve ibadet evlerinin kurulmasının biricik teminatı, yine cihaddır: “Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla bertaraf etmeyecek olsaydı; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adının çokça zikredildiği mescitler harap olur, giderdi.”

     Ey İslâm davetçileri! Ölüm tutkunu olunuz ki size hayal bağışlansın. Sakın emeller sizleri aldatmasın, aldatıcılar Allah ile sizleri aldatmasın. Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafileler, sakın sizi aldatmasın, büyük işlerden yana sizleri rahatlatan basit işlerle uğraşmaya kalkışmayın. “Siz silahsız olanın kendinizin olmasını istersiniz…” Cihad konusunda hiç kimseye itaat etmeyiniz. Cihada çağırmak konusunda, bir komutanın iznine itibar etmeyiniz. Cihad sizin davetinizin direğidir. Dininizin kalesidir. Şeriatınızın kalkanıdır.

Ey İslâm âlimleri! Şu Rabbine dönen nesle komutan olmak için öne geçiniz. Bundan geri dönmeyiniz, dünyaya meyl etmeyiniz. Tağutların sofralarından uzak durunuz. Çünkü bu sofralar kalpleri karartır. Kalpleri öldürür. Sizleri bu hayırlı nesilden uzak tutar. Onların kalpleriyle aranızda engel teşkil eder. Ey Müslümanlar! Uykunuz çok uzun sürdü. Bağiler, azgınlar sizin topraklarınızın her tarafına üşüştüler.

Müslüman kadınlar sakin rahat ve lüks düşkünü olmayınız. Çünkü rahat ve lüks cihadın düşmanıdır. Çünkü rahat ve lüks beşerin ruhunu telef eder. Temel ihtiyaçlarınızdan fazla şeylerden uzak durunuz. Zaruri şeylerle yetininiz. Çocuklarınızı ağır şartlara, yiğitliğe, kahramanlığa ve cihada alıştırınız. Bu esaslar üzere eğitiniz. Evleriniz arslan inlerini andırsın. Tağutlar tarafından boğazlansın diye, yeyip semiren tavukların kümesi olmasın. Çocukların kalbine cihad sevgisini, cihad tohumlarını ekiniz. Yiğitlerin meydanlarında at koşturmak, savaş alanlarında al koşturmak arzularını, aşkını yerleştiriniz.

Müslümanların problemlerini yaşayınız. Haftada en az bir gün mücahidlerin, muhacirlerin hayatlarına benzeyen bir gününüz olsun. O gün kuru bir ekmek ve buna bir kaç damlayı geçmeyen azıcık çayı katık yapın.

Ey İslâm yavruları! Bombaların nağmeleri, topların gürültüleri, uçakların uğultuları, tank sesleri, eğitiminizin nağmeleri olsun. Dünyanın rahat ve huzuru içerisinde yaşayan, lüks hayat süren ve mideleri şişkin kimselerin nağmeleri ve yatakları sizin büyüyüp gelişeceğiniz yerler olmamalıdır.

Size selef akidesini, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat akidesini tavsiye ediyorum. Ona sarılınız. Sakın aşırılıklara kaçmayınız. Kur’ân-ı Kerim’i okuyunuz, ezberleyiniz. Dilinizi muhafaza ediniz. Çok namaz kılınız. Çok oruç tutunuz. Hoş ve güzel şekilde arkadaşlık ediniz. Fakat şunu biliniz ki, hareketin emirinin sizi cihaddan men edecek veyahut kahramanlık alanlarından, binicilik meydanlarından sizleri uzaklaştıran ve davet etmek noktasında koymayı, sizleri süslemeye, sizi cihaddan engellemeye yetkisi yoktur. Allah yolunda cihad etmek için hiç kimseden izin almayınız. Atıcılığı ve biniciliği öğreniniz, devam ediniz. Bununla birlikle atıcılık yapmanız, binicilik yapmanızdan daha sevimlidir.

Allah’ım! Seni bütün eksikliklerinden tenzih ederim. Sana hamd ederim. Senden başka hiçbir ilâh olmadığına şahitlik ederim. Senden mağfiret ister ve Sana tevbe ederim.”[10]

Şehâdetinden yıllar sonra şehidimizin fedakar eşi Semira Avadlıh’ın “Abdullah Azzam bugün yaşasaydı sizce ne yapardı?” sorusuna verdiği cevap ne kadar mânidardır: “Afganistan veya Irak’ta mücahidlerle birlikte cihad ederdi. Veya da Guantanamo’da esir olurdu. O yaşasaydı, inanın başta Irak olmak üzere Müslümanların arasına bu kadar ihtilaf girmesine izin vermezdi. Müslümanlara devamlı olarak birbirlerini sevmeleri için çağrıda bulunur, İslâm Âlemi’nin asıl düşmanlarının Amerika ve İsrail olduğuna vurgu yapardı.[11]

 

    Şehit Abdullah Azzam’la ilgili yazımızı, yine şehid âlim Abdullah Azzam’ın çokça yaptığı duâsı ile sonlandıralım: “Allah’ım kalplerimizi sana imanda sabit kıl. Seni zikretmekte, sana şükretmekte ve güzel ibadetler yapmakta bize yardım et. Allah’ım sen olmasaydın ne hidayete erebilirdik, ne tasadduk ederdik ne namaz kılardık. Sen bizim kalplerimize huzur verdin. Düşmanlarımızla karşılaştığımızda bize kuvvet ver. Onlar bize karşı azdılar, fitne çıkarmak istediklerinde onlardan yüz çevirdik. Allah’ım sen biliyorsun ki onlar bize zulmettiler. Biz dinimiz hususunda herhangi bir alçaklığı kabul etmeyiz. Bize yamamaya çalıştıkları küfre ve fitneye de asla razı olmayız.”

DİPNOTLAR

[1] A. Azzam, Cihad Kervanı, s.7, (Çeviren:Ziya Eryılmaz),Vural Yayıncılık, İstanbul, 1997,

[2] http://www.islamiyazilar.com/sehid_dr_abdullah_azzam.htm

[3] Abdullah Azzam, Tevbe Sûresi Tefsiri: Cihad Dersleri, çev. Heyet, 3. Baskı, Buruc Yayınları, İstanbul, 2007

[4] Ruslarla yapılan Afgan Cihâdı’nda cereyan eden “Hâriku’l-âde” olayları, kerâmetleri ve ilâhî yardımları yer, zaman ve şahıslar gösterilerek anlatılan bu eseri Vera Yayıncılık  2006’da neşretmiştir.

[5] Abdullah Azzam’ın Kemalizm üzerine yazmış olduğu, Kayıp Minare adını taşıyan kitap Osmanlı Hilafeti’nin yıkılması, Türkiye Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk dönemi ve Kemalizm’in oluşum süreci, Kemalist politikalar ve İslam dünyasına yansımalarını ele almakta, Türkiye’de 1985’lere kadar süreci de özetlemektedir. İlk baskısı Peşaver’de Arapça olarak basılan kitap, direniş kadrolarınca yazılmış Türkiye hakkındaki tek kitap olma özelliğini koruyor. Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda olduğu iddia edilen pek çok savaşın aslında olmadığını ve tamamen bir propagandadan ibaret olduğunu iddia eden kitap Kişisel Yayıncılık tarafından 2011’de neşredildi.

[6] Gilles Kepel, Cihat, Çev.: H. Bayrı, Doğan Kitap, İstanbul-2001,Bernard Lewis, İslam’ın Siyasal Dili, Rey Yay.,İstanbul, 1992, J.L.Esposito, İslam Tehdidi Efsanesi, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2002;J.L. Esposito, Kutsal Olmayan Savaş,  Oğlak Bilimsel Kitapları, İstanbul, 2003

[7]Özgür Öztürk, El Kaide‘nin Düşünsel Artyöresi ve Öznenin Radikal Söylem İçinde Sabitlenme Süreci, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 113-114, Ankara,2008

[8] Taha Akyol, Azzam Tugayları, 24 Temmuz 2005,Milliyet Gazetesi

[9] Abdullah Yıldız, Vakit Gazetesi, 30 Kasım 2001

[10] Abdullah Azzam, Tevbe Sûresi Tefsiri: Cihad Dersleri, s.833-839

[11] http://www.ihyahaber.com/haber/hn-21716.html

İlgili Terimler : ,
Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum.Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Halen Ankara Hacıbayram Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Siz Hiç Gerçekleri Bindörtyüz Yıl Sonra Keşfedilen Hak Din Görmediniz mi? Fikret ÇETİN (Kısa bir Osman Caner Taslaman Zihniyeti Analizi) Bir din
Siz Hiç Gerçekleri Bindörtyüz Yıl Sonra Keşfedilen Hak Din Görmediniz mi? Fikret ÇETİN (Kısa bir Osman Caner Taslaman Zihniyeti Analizi) Bir din
Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
Siz Hiç Gerçekleri Bindörtyüz Yıl Sonra Keşfedilen Hak Din Görmediniz mi? Fikret ÇETİN (Kısa bir Osman Caner Taslaman Zihniyeti Analizi) Bir din
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Hz. İsâ’nın Ref’i Ve Nüzûlü Haktır Gerek fikir, gerekse fizik planında insanlığın karşı karşıya bulunduğu

Son Yapılan Yorumlar

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? için imamoglumehmet diyorki;

Eyvallah kıymetli bacım. Rabbim ilmimizi ve fehmimizi arttırsın.

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? için Latife Özak diyorki;

Allah razı olsun. En geniş şekliyle anlatılmış hocam güzel bir eser olmuş zaman zaman faydalanıp arkadaşlarla da paylaşıyorum.

'İhyâ mı İmhâ mı? Kitabımız Çıktı için imamoglumehmet diyorki;

Teşekkür ediyorum kardeşim. Evet maalesef 194.sayfa baskı hatası çıkmamış.Mail adresi verirseniz size göndereyim o sayfayı
  • Videolar

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS ISLAH HABER | Haber var islah eder, haber var ifsad eder

  • Arşiv

  • Etikeler

  • Sosyal Medya’da Paylaşın

  • Tavsiye Siteler

  • Ziyaretçi İstatistikleri

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Views