Hasan Sabbah Ve Modern Haşhaşiler

19.07.2016 tarihinde İktibaslar kategorisine eklenmiş, 859 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Mustafa GÜLDAĞI

Bazen gerçeklere tarihi iyi bilmekle ulaşılır. Bugün gördüğümüz ve yaşadığımız birçok olaya anlam verebilmek için tarihi bilmek zorundayız. Bu yüzden tarihteki bir çok şahsiyeti, lideri, şahsı, komutanı, akımları, inançları ve savaşları bilmeliyiz. Tarihi iyi bilip iyi analiz edersek yaşanabilecek birçok tehlike için erken uyarı sistemi olur. Tarihte yaşamış birçok insan, toplum üzerinde çok etki bırakmıştır. Bunlardan bir tanesi de hiç şüphesiz Hasan Sabbah’tır. Hasan Sabbah’ı anlamak günümüzde din adına insanların nasıl kandırılıp uyuşturulduğunu anlamaktır. Hoca ve alim maskesi altında insanların nasıl kandırıldığını anlamaktır. O zaman Haşhaşiler’in lideri Hasan Sabbah’ı tanıyalım önce.

Hasan Sabbah, İran’ın Kum şehrinde doğdu. 7 yaşında ilme merakı vardı. Hasan Sabbah bir din alimi olmak istiyordu. Ayrıca siyasete de yatkın bir karakteri vardı. 17 yaşından sonra İsmailiyye mensubu kişilerle tanıştı ve onlardan çok etkilendi. İsmailiyye mezhebi hakkında ilim öğrendi.

Caferi Sadık öldükten sonra bir çok insan Caferi Sadık’ın oğlu İsmail’i imam kabul ettiler. Bundan sonrada İsmailiyye grubu oluştu. İsmailiye aşırı görüşleri savunur. Batıniliğin bir kolu da diyebiliriz. İsmailiyye’de kişiler, imamlar çok fazla yüceltilir. Şirke götürecek kadar. Hasan Sabbah da bu mezhebin tutkunlarından oldu.

Hasan Sabbah bir müddet sonra Mısır’a geçti. Orada yöneticilere ters düştüğü için hapsedildi. Hapisten çıkmayı başarınca 9 yıl boyunca İran’ı dolaşarak Batınilik’in savunuculuğunu ve propagandasını yaptı. Bazı halk kitlelerinin sevgisini kazandı. Vezir Nizamul Mülk, tehlikeli görüşlerinden ve devlet için tehlike arz ettiğinden dolayı Hasan Sabah’ın yakalanmasını emretti. Hasan Sabah ise kaçıp İran’ın kuzeybatısında erişilmesi çok zor olan Alamut Kalesi’ni ele geçirdi. Alamut Kalesi 1800 metre yükseklikte geniş bir vadideydi. Hasan Sabbah kaleyi çok dayanıklı hale getirdi. Kuşatılması çok zordu. Kalenin içinde birçok yenilikler yaptırdı. Alamut “kartal yuvası” anlamına gelmekteydi. İşte her şey bu kaleye yerleştikten sonra başladı. Evet ilginçtir dini tahrif etmek için uğraşan bu hoca kılıklı insanlar önce Alamut Kalesi gibi kendilerine güvenli bir bir mekan seçiyorlar. Bu güvenli bir ada olabilir, güvenli bir ülke olabilir, güvenli bir kale olabiliyor v.s. Buradan sonrasını iyi okuyup tarihten ders çıkaralım.

haşhaş

Meşhur seyyah Marko Polo, Alamut Kalesi’ni şöyle anlatıyor:

“Alamut Kalesi iki dağ arasında bir vadideydi. Dünyadaki her türlü meyveden vardı. Duvarlarla çevrili güzel geniş bir bahçesi vardı. Orası güzel resimlerle süslenmişti. İçinde şarap, bal, süt ve su akan kanallarbulunuyordu. Her türlü müzik aletinin çalmasını bilen güzel kızlarla doluydu. Sarayın bahçesi cennetin Kur’an’da tasvir edildiği şekilde tasarlanmıştı. Süt, bal, şarap ve güzel huri kızları vardı. Hasan Sabbah kendisine adam edinmek istediği 15-20 yaşındaki gençleri saraya alıyor. Gençlere içki, haşhaş ve esrarveriyordu. Gençler bayılınca onları bahçeye sokuyor ve gençler uyandıklarında kendilerinin cennette olduklarını sanıyorlardı. Bahçedeki kızlar gençlerin her isteğini yerine getiriyordu böylece gençler kendilerinin cennette olduğunu zannediyorlardı. Hasan Sabbah gençlere ‘Muhammed cenneti nasıl benim size söylediğim şekilde tasvir etmiş’ diyordu. Hasan Sabbah kendisinin Peygamber olduğuna inandırıyordu. Gençler de Hasan Sabbah’tan çok etkileniyorlar ve ona çok bağlanıyorlardı. Gençleri bu güzel bahçeden çıkaracağında onlara tekrar içki haşhaş veriyor gençler bayılınca onları bahçeden çıkarıp saraya getiriyordu. Gençler uyanınca cennetten çıktıklarını düşünüp çok şaşırıyordu. Hasan Sabbah gençleri gruplar halinde sokuyordu bahçeye. Hasan Sabbah bir kişiyi öldürtmek istediğinde gençlerden birine emir veriyor ‘Eğer falanca kişiyi öldürürsen seni tekrar melekler aracılığı ile cennete sokacağım’ diyordu. Gençler de cennete tekrar girmek arzusuyla Hasan Sabbah’ın isteklerini hemen yerine getiriyorlardı. Hasan Sabbah bu şekilde onlara istediği kişiyi öldürtüyordu. Asker, devlet yöneticisi, imam ve halktan insanları öldürtüyordu. ”

Böylece Hasan Sabbah kendine itaat edecek birçok adam edindi. Öyle ki talebesine kendini kaleden aşağı at dese talebesi kendini atıyordu. Çünkü hemen cennete gideceğini zannediyordu. Hasan Sabbah talebelerinin ilimden uzak durmasını istiyordu. Talebelerine ilmi yasaklamıştı. Böylece onları cahil bırakıyordu ve şunları diyordu: “İlimin aracılığı ile Allah tanınamaz, Allah ancak bir rehber öncülüğünde tanınır” diyordu. Rehber de kendisiydi. Onun tanıttığı din ve İslam ne kadar doğru olur ki. İlginçtir günümüzde de Hoca kılıklı insanlar sadece kendi kitaplarını, kendi vaazlarını, kendi istedikleri şeyleri okuturlar. Çünkü diğer ilim kitaplarını ve diğer hocaları okuturlarsa öğrencilerin bağımlılık oranı azalır. O yüzden Hasan Sabbah da ilim aracılığı ile Allah tanınmaz diyor. Gençleri ilimden uzak tutuyordu. Böylece gençler kendinden ayrılamıyordu. Kurulan tuzağı anladınız herhâlde. Cahil kalan birçok kişi Hasan Sabbah’ın peşinden körü körüne gitti.

Hasan Sabbah Batınilik’i hızla yaymaya devam etti. Talebelerine de haşhaş içirerek onları her istediğini yapacak hale getirdi. Kendi düşüncelerini kendi mezhebini insanlara zorla kabul ettirmeye çalıştı. Karşı çıkan devlet yöneticilerini suikastla öldürttü. Düşünebiliyor musunuz? Devlet büyüğünü tahtından indirebilecek “operasyonlar” yaptırabiliyordu. Büyük Selçuklu Sultanı Batınilerle mücadeleyi devlet politikası haline getirdi. Çünkü Batıniler paralel bir devlet yapısı oluşturmuştu. Nizamiye medresesinde Sünni eğitime önem vererek insanları Hasan Sabbah’ın kirli düşüncelerinden uzak tutmaya çalıştı. Çünkü Hasan Sabbah kendi inanç ve fikirlerini Kur’an’ın içine yerleştiriyordu. Ayetleri değiştiriyordu. Sapık anlamlar veriyordu. Böylece Kur’an’a dayanarak Kur’an’ı yıkmak istedi. İslam perdesi altında İslam’ı yok etmek istedi. Din maskesi altında dinsizlik yapmıştır. Evet ne yazık ki günümüzde böyle insanlar çoğalmaktadır. Hoca kılıfı altında insanları saptırmaktadırlar. Kitleleri körü körüne itaat ettirmektedirler. Bunun nasıl olduğunu yazımızın devamında anlatacağız. Devam edelim.

Büyük Selçuklu sultanı Melikşah Hasan Sabbah ve adamlarının kaldığı Alamut Kalesi’ne ordu göndererek kuşattırdı. Kuşatma sırasında ordu komutanları öldü. Sultan Melikşah’ında şüpheli bir şekilde 38 yaşında ölmesiyle kuşatmalar başarıya ulaşamadı. Daha sonra Batıniler Hasan Sabbah’ın önderliğinde cinayetlerini, fitnelerini artırdılar. Hasan Sabbah’ın birçok bölgedeki hakimiyeti arttı. Hergün 5-10 tane Müslüman öldürtüyordu. Adamlarını ordu içine sızdırıp ordudaki nüfuzunu artırdı. Evet adamlarını orduya ve  devletin her kurumuna sokuyordu. Onlarla istediği operasyonu yapabiliyordu. O adamlar sayesinde devlet adamlarını öldürtebiliyor, sultanı tahtından edebiliyordu. Hasan Sabbah’ın askeri, dini ve siyasi kişileri öldürmesi toplumda terör havası oluşturdu. Artık yöneticiler zırh giymeden evlerinden çıkamıyordu. Halk sürekli korku içinde yaşamaya başladı. Kimin fişlenip kime operasyon yapılacağı belli değildi çünkü. İlginçtir Hasan Sabbah’a bir türlü ulaşılamıyordu. Çünkü o güçlü ve korunaklı kalesinde saklanıyordu. Kaleyi işgal etmesi de zordu.

Daha sonra Sultan Berkyaruk Batınileri durdurmak için harekete geçti ,onlarca batıni öldürttü. Alamut Kalesi’ni kuşattırdı. Ondan sonraki sultanlar da kuşattırdı ama pek başarılı olamadılar. Hasan Sabbah bizzat Nizamul Mülk’ü de öldürttü. En son İlhanlı Devleti’nin kurucusu Hulagu Han Alamut Kalesi’ni ele geçirdi ve Hasan Sabbah’ı da kaleden aşağı attı. Hasan Sabbah’ın sonu parçalanmak oldu. 80 yaşında öldü. Hulagu Han kaleyi yakıp yıktı. Hasan Sabbah adındaki zalim Allah’ın koyduğu ölüm kanunuyla birlikte devrilip gitti. Ayette de öyle buyuruyor Rabbimiz: ”Zulmetmekte olanlar nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bilecekler”(Şuara 227) Ve bir zalim daha devrilerek tarihe karıştı…

Hasan Sabbah İmam Gazali ile çağdaştır. Bu yüzden İmam Gazali Batinilik hareketinin kirli düşüncelerini çürütmek için Fedaihul-Batıniyye adlı eseri yazdı.

Hasan Sabbah kendi de eser yazmıştır ama bir çoğu Moğol istilası sırasında tahribata uğramıştır. Bu da Moğol istilasının yararlarından biri olsa gerek.

Ayrıca Hasan Sabbah zekâya, teşkilatçılık yapısına sahip, basiretli, kabiliyetli; geometri, astronomi ve sihir bilmekteydi. Dini ilimlere de vakıftı. İnsanların duygu ve düşüncelerine hakim olmak için aralıksız “35 yıl”faaliyetlerini sürdürdü. İnsanları saptırdı. Nizamul-Mülk “Siyasetname” adlı eserinde diyor ki: “Her yerde ve her devirde asiler çıkmıştır. Fakat hiçbiri Rafıziler ve Batıniler kadar tehlikeli olmamışlardır. Zira onların amacı İslam’ı bozup devleti karıştırmaktı.” İslam’ın içine bidat, hurafe ve sapıkça fikirlerini sokanlar her zaman en tehlikeli insanlar olmuştur. Nizamul-Mülk, İslam alimi gibi görünüp kitleleri saptıranları gerçekten de güzel ifade etmiştir.

Evet Nizamul-Mülk’ün de dediği gibi İslam’a hoca, alim ve evliya kılıklı sahte tahripçi insanlar zarar vermiştir. Bunlar çeşitli hileler ve yalanlarla kendilerine körü körüne itaat edecek öğrenciler de yetiştirmiştir. insanların çoğu bu tuzaklara düşmüştür. Çünkü insanları hipnoz edip uyuşturup bir kişiye ölümüne bağlamak çok kolay olmuş. İşin üzücü tarafı hiçbir zaman hocasının, şeyhinin hatasını kabul edemez hale gelmişlerdir. Senin Hocanın bazı konularda hatası var dediğinizde  “Hocamızın bir bildiği vardır, siz anlamazsın”diyorlar. Tıpkı Hasan Sabbah’a körü körüne itaat edenler gibi. Ama gençleri, insanları bu hale getirene kadar bir çok evreden geçiriyorlar. NASIL MI?

Bir genci tarikatın ve cemaatin veya başka bir kurumun evine, yurduna, mescidine götürüyorlar. İlk önce insanların ve gençlerin beyninde bir “HOCA EFENDİ ve ŞEYH” kültü oluşturuluyor. Hoca ve şeyhin sürekli fazileti, takvası, kerametleri, hayatı ve kitapları anlatılarak öğrencinin bilinçaltında “KUTSAL-HATASIZ” Hoca Efendi-Şeyh kültü oluşturuluyor. Daha da bağlamak ve uyuşturmak için sürekli Hoca’nın kerametleri ve menkıbeleri anlatılır. Hatta Hoca Efendilerin sürekli rüyalarında Peygamberimizi gördüğü anlatılır. Hatta Peygamberimizle sürekli canlı görüştüğü anlatılır. Artık kafede mi görüşüyorlar başka yerde mi bilemeyiz. Hatta daha da ileri gidilerek Allah ile görüştüğü anlatılır. Böylece öğrencinin gözünde Hoca Efendiler kutsal hale gelir. Sürekli kerametler üretilir. Tüm bunlar öğrencinin bilinçaltına KUTSAL-HATASIZ Hoca Efendi ve Şeyh kültünün yerleşmesi için yapılır. Böylece öğrenci Hoca’ya daha çok bağlanır. Hocayı asla eleştiremez. Cemaatten de ayrılamaz. Keramet üretme fabrikaları vardır. Günde onlarca keramet üretilir. Tabii Salih, Ehli Sünnete bağlı hocalarımızı bunlardan ayırıyoruz. Keramet haktır. Onu da inkar etmiyoruz. Sadece sahte kerametler uydurularak insanların nasıl kandırıldığını anlatıyoruz. Çünkü sahte keramet üretip istismar edenleri eleştirmek ve gün yüzüne çıkarmak zorundayız. Ali Kalkancı’nın sahte kerametlerini hatırlarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Devam edelim.

Öğrenciyi hipnoz etmek ve uyuşturmak için şu 3 kelime sıklıkla tekrarlanır: “1)Muhterem 2)Hoca Efendi 3)Hazretleri” Bu üç kelime sürekli tekrarlanır, tekrarlanır, tekrarlanır ve tekrarlanır. Bu kavramlar Hoca Efendilere efsane ve mistizim katıyor. Kutsallık katıyor. Bu kavramlar öğrencinin beyninde hatasız bir Hoca Efendi oluşturuyor. Hocanın sadece adını söyleyemezsiniz. Eğer söylerseniz kızarlar. Sanki dine küfretmişsiniz gibi kızarlar. “Muhterem Hoca Efendi Hazretleri” demelisiniz.

Evet öğrenci bir sene içinde “Hocamızın bir bildiği vardır. Siz bilmezsiniz” kıvamına gelir. Bundan sonra o öğrencinin ruhuna bir Fatiha üç İhlas okuyabilirsiniz. Ya da “bir vah üç eyvah da” okuyabilirsiniz. Artık hocaları doğru ya da yanlış ne derse yapacaklardır. Çünkü Hoca diyorsa bir bildiği vardır. Hoca Efendiler hata yapmaz. Artık istediğinizi yaptırabilirsiniz o öğrenciye. Adam da öldürtebilirsiniz. Devlet görevlisini de indirtebilirsiniz. Sultan da öldürtebilirsiniz. Başbakan da indirtebilirsiniz. Hocanın emriyle çeşitli operasyonlar yapabilirsiniz. Yeter ki Hocanız emri versin. Doğruluğunu yanlışlığını sorgulamazsınız. Çünkü hocanın süper kitapları vardır. O hoca hata yapmaz. O hoca vaazlarını ağlayarak veriyordur. Öyle takvalı Hocadır ki hata yapmaz. Hoca Efendiler zalimlere iyi diyorsa öğrenci de iyi der. Hoca Efendiler, zalim bir partiye oy at diyorsa öğrenci oy atar. Her türlü pislik mübah hale gelir. Ama durun bir dakika! Hz. Ömer’i hatırlayalım.

Hz. Ömer (r.a.) hilafete geçtiği zaman:

– “Ey insanlar! Ben Hak’tan, adaletten ayrılırsam ne yaparsınız?” diye sormuştu. Ahaliden biri:

– “Ya Ömer! Sen eğrilir, Hak’tan vazgeçersen, seni kılıcımızla doğrulturuz!” cevabını verince Hz. Ömer (r.a.):

“- Elhamdülillah! Eğrilirsem beni kılıçları ile doğrultacak arkadaşlarım varmış!” diyerek şükretti ve sevindi.

Evet vakit tamam. Bu bilgiyi bir yere not edelim. Hz. Ömer(r.a.)  hatalar yaptı da. Ve halk Ömer’i(r.a.)  düzeltti. Örnek verecek olursak:

Hz. Ömer(r.a.), bir gün hutbe okurken şunları söyler: “Kadınlara mehir verirken aşırı gitmeyin. Eğer onlara çok mehir vermek dünyada hayır ve Allah katında takva göstergesi olsaydı, bunu sizin en üstününüz olan Hz. Peygamber yapardı. O ise, ne kadınlarına ve ne de kızlarına on iki ukiyyeden (bir okka, 1282 gramlık bir ölçü birimi) fazla mehir takdir etmedi. ” O sırada bir kadın kalkıp şunları söyledi: “Ey Ömer, Allah bize veriyor, sen ise bize haram kılıyorsun?! Yüce Allah kitabında şöyle buyurmuyor mu: ‘O kadınlardan birine kantar kantar mehir vermiş de olsanız, (boşama durumunda) ondan hiçbir şey almayın.’ Kadının bu sözleri üzerine başını öne eğerek şunları söyledi: “Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı. Ey Ömer, tüm insanlar senden daha anlayışlı!” Evet Ömer yanıldı. Kadın düzeltti. Koca Hz. Ömer(r.a.) yanılıyor ve bir kadın düzeltiyor. Kimi de kılıcının ucuyla düzeltmeye kalkıyor. Ömer’in bir bildiği vardır demiyorlardı. Halbuki Hz. Ömer(r.a.) cennetle müjdelenmişti. Ama cennetle müjdelenmiş biri hata yapıyor ve düzeltiliyordu. Allah aşkına soruyorum Hoca Efendiler cennetle müjdelenmiş insanlar mı?

Hoca Efendiler hata yaptığında kılıcının ucuyla düzeltecek öğrenciler aranıyor. Hoca efendiler hata yaptığında onlara ağzının payını verecek kadınlar (ablalar, teyzeler, yengeler, halalar) aranıyor. Bırakın kılıcının ucunu, “dilinin ve kaleminin ucuyla” düzeltsin o da yeter. Ama maalesef onu da yapmıyorlar.

Tevbe Suresinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlar, Allah’ı bırakıp alimlerini, rahiplerini, Meryem oğlu İsa’yı Rabler edindiler. Halbuki bunlar da tek ilah olan Allah’a ibadet etmelerinden başka bir şeyle emrolunmamışlardı. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah onların şirk koştukları her şeyden uzaktır. ”(Tevbe 31)

Bu ayette insanların din alimlerini ve rahiplerini ilah ve rab edindikleri söyleniyor. Ama din alimi nasıl ilah ve rab edinilir ki? Evet, bunu bizzat Peygamberimizin (s.a.v) kendisi açıkladı. Daha önce Hristiyan olan Adiy b. Hatem diye biri vardı. Peygamberimize gelip bu ayeti sordu: “Bu ayet bizi alimlerimizi ve rahiplerimizi rab ve ilah edinmekle suçluyor. Bunun gerçek manası nedir? Zira biz onları kendimize asla rabler edinmeyiz. ” dedi. Peygamberimiz: “Siz alimlerinizin ve rahiplerinizin haram kabul ettiğini haram, helal kabul ettiğini helal kabul etmiyor muydunuz?” dedi. Adiy b. Hatim: “Evet böyledir” diye tasdik etti. Peygamberimiz:“İşte bu, sizin onları kendilerinize Rabler edinmenizdir” buyurdu. Evet gerçekten de din adamları ve rahipler helali haram, haramı helal kabul ediyor, insanlara da bunu kabul etmelerini söylüyorlardı. İnsanlar da alimdir, rahiptir bir bildiği vardır deyip kabul ediyorlardı. Adiy b. Hatem bu gerçeği anlayıp oracıkta Müslüman oldu.

Evet bizlerde din adamlarımızın alimlerimizin söylediği ve yaptığı her şeyi doğru kabul edip inanırsak onları“RABLER” edinmiş oluruz. İnsanların bazıları da Hocalarına, alimlerine körü körüne bağlanmışlar. Onların hatalarını yanlışlarını göremiyorlar. “Hocamızın bir bildiği vardır. Siz bilmezsiniz.” deyip Hocalarının yanlışlarını göremiyorlar. Büyük hatalarını eleştiremiyorlar. Hocası harama helal demişse öğrenci de haramı helal kabul ediyor. Öğrencinin arkasından gittiği alim yanlışa doğru diyorsa öğrenci hiç araştırmadan sorgulamadan alimin doğrudur dediğini kabul ediyor. Allah korusun bu durumda ayette anlatılan kişilerin durumuna düşeriz. Hoca Efendilerin, Efendi Hoca olduklarından emin olalım. Araştırmacı olalım.

Unutmayalım yasalar bazen çok iyidir. Ama yasaları elinde tutanlar kötüdür. Bu yasaların kötü olduğu anlamına gelmez. Din de böyledir. Din alimiyim diye geçinen Hocalar tahrif ve fitne çalışması yapıyorsa bu dinin kötü olduğu anlamına gelmez. Eğer Dini anlatan bu alimler ve hocalar eleştirilemez hale gelirse onun oluşturduğu “DİN AFYON” olur. İşte bu oluşturulan din bana papazların kilise dinini anımsatıyor. İşte bu oluşturulan din bana kiliselerin sömürü dinini anlatıyor. Yasaları elinde tutan yöneticiler de eleştirilemez hale gelirse o yönetici “DİKTATÖR” olur.

Allah (cc), günümüz Hasan Sabbah’larının zehirli düşüncelerinden bizleri korusun. Hasan Sabbah’lara karşı bilinçlenmeyi bizlere nasip etsin. Selam ve dua ile…

KAYNAK:

1. Dünyayı Aldatanlar,Prof. Dr. Sefa Saygılı,s. 120-127,Hasan Sabbah

2. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi cilt 16,s. 347, Hasan Sabbah

3. A’dan Z’ye Kültür ve Tarih Ansiklopedisi, Yeni Şafak cilt 1, Hasan Sabbah

4. Dünyayı Ağlatanlar,Halit Ertuğrul,s. 27, Hasan Sabbah

5. Kültür Ansiklopedisi cilt 4, Morpa Kültür Yayınları, Hasan Sabbah

6. Tefhimul Kur’an Tefsidi,Mevdudi,cilt 2,s. 222,Tevbe 31

7. Tefsirül Münir,Prof. Dr. Vehbi Zuhayli,s. 373-375,Tevbe 31

NOT: Bu yazı,Genç Birikim dergisinin Şubat 2014 Sayısında yayımlanmıştır.

İlgili Terimler : ,
Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum. Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Hâlen Ankara Keçiören Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için
Rabbânî Âlim Abdulfettah Ebû Gudde (Rh.a) Hz. Muhammed Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat
Rukye Tedavisi Ve Muska Takmak Üzerine Notlar İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Ilımlı İslam(!)’ın Şövalyesi: Fethullah Gülen Ubeydullah TOPRAK ‘Ilımlı İslam’, adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini’ni
Hangi Selefilik? Yunus Dinçkan / Ümmet-i İslâm Son yıllarda yaygınlık kazanan ve

Son Yapılan Yorumlar

  • Videolar

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS Islam Medya | Özgür Ümmetin Habercisi

  • Arşiv

  • Etikeler

  • Tavsiye Siteler

  • Ziyaretçiler

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Sosyal Medya’da Paylaşın