Din Kardeşlerimizi Hayırla Ve Sevgiyle Analım

04.03.2016 tarihinde İktibaslar kategorisine eklenmiş, 686 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 

sevgi

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile.

Âlemlerin Rabbi, Rahmân ve Rahîm olan Allah’a hamd olsun. O’nun Rasûlü Hz. Muhammedaleyhisselâm’a salât ve selâm olsun. Rabbimiz, gelmiş geçmiş ve gelecek tüm mü’min kardeşlerimizden râzı olsun…

Böyle bir başlığa bazı insanlar “ama, ama” diyerek, bazı kimseleri sevmemek için kendilerince bahaneler üretebilirler. Ama unutmasınlar ki, her insanda ayıp ve kusur bulunur. Fakat Müslümanlar sadece kusurları görüp yazarsa; bugün ve gelecekte hatalardan başka ne okunur, ne konuşulur?

Her insan devamlı sûrette kusurlara odaklanırsa iyilikleri ve güzellikleri görebilir mi? Kusur arayan kişi, aradığından başkasını bulabilir mi? Kusursuz insan olabilir mi?

İnsan, günah işleyen bir tür canlıdır. Önemli olan, günahta ısrar etmemek ve tevbe etmektir. Kötülükleri yazan meleğin vazifesine öykünürcesine, insanların günah sicillerini tutmak ve bunları dile getirmek hiçbir insanın görevi değildir. Hep siyahı gören kişi ne beyazı görür, ne diğer renkleri bilir. Hep menfî düşünen kimse kendisine karanlık bir yaşam alanı belirler ve aydınlık alanlardan uzak düşer. Pozitif olmak her insanın, husûsen de Müslümanın görevidir.

Hep olumsuz ve karamsar olunursa, negatif konuşulur ve yazılırsa, her yeni nesil geçmişine sövecektir ve onları lânetleyecektir! Kusurları ifşâ etmek de, lânetlemek de, kötülüğe vesile olmak da mü’minlerin sıfatları değildir!

Müslüman, din kardeşini hayırla anar, onun hakkında hüsn-ü zann’da bulunur, kusurlarını yayıp açıklamaz, onun affedilmesi için dua eder.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلإخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِى قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ

“Onlardan (öncü Müslümanlardan) sonra (kıyâmete kadar) gelen (mü’min)ler şöyle der (dua eder)ler: ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin (en ufak bir kırgınlık ve nefret duygusu) bırakma! Rabbimiz, şüphesiz ki Sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.'” (Haşr: 10)

Enes b. Mâlik’ten rivâyete göre, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr, 15)

Cerîr b. Abdullah’tan rivâyete göre, Rasûlullahaleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Müslim, Fedâil, 66; Bkz: Tirmizî, Birr, 16, Tirmizî’nin rivâyetinde Hadîsin metni: مَنْ لاَ يَرْحَمُ النَّاسَ لاَ يَرْحَمُهُ اللَّهُ şeklindedir.)

Buhârî’nin rivâyetinde ise, Hadîsin metninde takdîm-te’hîr bulunmaktadır.

Şöyle ki:

لاَ يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ لاَ يَرْحَمُ النَّاسَ

“Allah, insanlara merhamet etmeyene merhamet etmez.”(Buhârî, Tevhîd, 2, No: 7376)

Ebû Hüreyre’den rivâyet olunduğuna göre Akra’ b. Hâbis et-Temîmî, Peygamber aleyhisselâm’ı Hasan’ı öperken gördü de: “Benim on oğlum var, onlardan birisini öpmüş değilim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah aleyhisselâm:

إنَّهُ مَنْ لاَ يَرْحَمْ لاَ يُرْحَمْ  “Gerçek şu ki merhamet etmeyene merhamet olunmaz” buyurdu. (Müslim, Fedâil, 65; Bkz: Buhârî, Edeb, 18, No: 5997)

Hz. Âişe vâlidemizden rivâyet olunduğuna göre ise, Allah’ın Rasûlü, Akra’ b. Hâbis’e şu karşılığı vermiştir: “Allah senin kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim?” (Buhârî, Edeb, 18, No: 5998)

Sahîh-i Buhârî’de geçen ve kapsamlı, şümullü anlamlar ifade eden bir Hadîs-i Şerîf’te Peygamberaleyhisselâm: مَنْ لاَ يَرْحَمُ لاَ يُرْحَمُ  “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” (Buhârî, Edeb, 18, No: 5997; Edeb, 27, No: 6013) buyurmuştur. Bu tür Hadîsler, “cevâmiu’l-kelim” diye isimlendirilir. “Toplayıp bir araya getiren” anlamındaki جَامِع câmi’ kelimesi ile “söz” anlamındaki كَلِمَة kelime’nin çoğul şekillerinden meydana gelen bir isim tamlamasıdır. Cevâmiu’l-kelimجَوَامِعُ الْكَلِمِ; Hadîs ilminde Peygamberimizin az sözle çok anlamlar ifade etme özelliğini ifade etmek için kullanılır. Bu tür sözler; az söz ile çok anlamlar ifade eden câmialı, derin anlamlı ve edebî ifade tarzlarıdır. Kısaca; ibâresi kısa ya da harfleri az, manası ise geniş ve derin vecîz sözlerdir.

Buna göre, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamı cevâmiu’l-kelim’dir. Peygamberimizin Hadîslerinin çoğu da birer cevâmiu’l-kelim’dir.

Nitekim Peygamberimiz: بُعِثْتُ بِجَوَامِعِ الْكَلِمِ “Ben câmialı sözlerle (cevâmiu’l-kelim ile) gönderildim” buyurmuştur. (Buhârî, Cihâd, 122; Ta’bîr, 22; İ’tisâm, 1; Müslim Mesâcid, 6) Başka bir rivâyette ise: “Bana geniş anlamlı sözler (cevâmiu’l-kelim) verildi” buyurulmaktadır. (Müslim, Mesâcid, 5, 7, 8; Müslim’deki 5. Hadîs’te “bana verildi” anlamında اُعْطِيتُ lafzı, 7 ve 8. Hadîs’te iseاُوتِيتُ lafzı kullanılmıştır; Ayrıca Bkz: Müslim, Eşribe, 71)

Bazı âlimler, Hadîs’te geçen بُعِثْتُ”gönderildim” ifadesini dikkate alarak, cevâmiu’l-kelim’in Kur’ân-ı Kerîm olduğunu, kimisi Kur’ân ve Hadîs’in birlikte kastedildiğini, kimisi de bununla Hadîs’in kastedildiğini söylemiştir.

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” Hadîsi daha değişik metinlerle de rivâyet olunmuştur. Biz, bazı rivâyetlere yukarıda temas ettik. Bu metinlerin en kısası –cevâmiu’l-kelim’den olan- Buhârî’nin bu metnidir. Bu metinde iki küçük cümle ile en geniş ve kapsamlı anlamlar ifade edilmiştir.

İbn-i Abbâs’tan rivâyete göre, Allah’ın Rasûlüaleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا وَيأمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَ يَنهَ عَنِ الْمُنْكَرِ

“Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmayan bizden değildir.” Bu Hadîs, Abdullah b. Amr’dan aynı şekilde başka yollarla da rivâyet edilmiştir.

Bazı ilim adamları:

Rasûlullah aleyhisselâm’ın,

لَيْسَ مِنَّا “Bizden değildir” sözünün anlamı, لَيْسَ مِنْ سُنَّتِنَا لَيْسَ مِنْ أدَبِنَا “Bizim Sünnetimizden, bizim edebimizden değildir” demektir.

Ali b. Medînî, Yahya b. Saîd’den naklen diyor ki:

Süfyân-ı Sevrî: لَيْسَ مِنَّا “Bizden değildir” sözünün, لَيْسَ مِنْ مِلَّتِنَا “Bizim milletimizden yani dinimizden değildir” şeklinde tefsir edilmesinden hoşlanmaz ve reddederdi. (Tirmizî, Birr, 15)

Müslümanlar arasında sevgi, saygı, hürmet ve şefkat vardır. Bu, Selef-i Sâlihîn’in;

إنَّمَا بُعِثْتُ لأتَمِّمَ مَكَارِمَ الأخْلاقِ

“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Husnü’l Hulk, 8) buyuran Peygamberimizden öğrendiği bir İslâm ahlâkıdır.

Hadîste “büyüklerimiz” diye ifade edilenler bazı âlimlere göre; ilim bakımından büyük olan kimselerdir. Yani ilim ehlidir, âlimlerdir.

Dolayısıyla bu Hadîs-i Şerîf’e göre; âlimlere hürmet edip, saygı göstermek ve değer vermek İslâm ahlâkının bir gereğidir.

Âlimlerin ümmet içindeki değeri, pek çok Hadîslerde detaylıca beyan edilmiştir. İlim ehli, cennete de inşâAllah ilim kapısından girecektir.

Âlimin faziletini açıklayan bir kaç Hadîs-i Şerîf zikredelim:

Bu konuda da iki Hadîs-i Şerîf zikredelim.

Ebû Umâme el-Bâhilî radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm’a biri âbid, diğeri âlim olan iki kişiden bahsedildi de Rasûlullah şöyle buyurdu:

فَضْلُ الْعَالِمِ عَلَى الْعَابِدِ كَفَضْلِى عَلَى أدْنَاكُمْ

“Âlimin (ilim sahibinin) âbid (ibâdet eden)’e karşı üstünlüğü, benim sizin en aşağı mertebede olanınıza karşı üstünlüğüm gibidir.” (Tirmizî, İlm, 19)

İbn-i Abbâs’tan rivâyete göre, Rasûlullahaleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

فَقِيهٌ أشَدُّ عَلى الشَّيْطَانِ مِنْ ألْفِ عَابِدٍ

“Bir fakih (âlim), şeytana bin âbidden daha çetindir.”(Tirmizî, İlm, 19; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17)

Şeytan, ilmi olmayan kimseleri saptırırken fazla zorluk çekmeyebilir. O kimseler âbid de olsalar durum değişmez. Âbid kişinin tüm gayreti nefsini şeytanın hilelerinden kurtarmak ve korumaktır. Ama ilmi olmadığı için bazen bilmeyerek şeytanın kurduğu tuzağa düşer. Fakat âlim, şeytanın oyunlarına kolay kolay gelmez ve onun kurduğu tuzağa düşmez. Şeytan, bâtıl şeyleri ne kadar süslü ve câzibeli olarak gösterirse göstersin, ilim sahibi kimse onun bâtıl olduğunu bilir, ona aldanmaz. Bu nedenle, şeytan, âlimi doğru yoldan saptırmak için çok zorluk çeker. Ayrıca âlim kimse istikâmet sahibi olduğu için, onun irşâdı sayesinde nice mü’minler de şeytanın hilelerinden kendilerini kurtarır ve aldatmalarından sakınırlar.

İnsanlara ilim öğreten kimse için, herkes ve her şey bağışlanması için dua eder: 

Ebû Umâme el-Bâhilî radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلاَئِكَتَهُ وَأَهْلَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِينَ حَتَّى النَّمْلَةَ فِى جُحْرِهَا وَحَتَّى الْحُوتَ لَيُصَلُّونَ عَلَى مُعَلِّمِ النَّاسِ الْخَيْرَ

“Şüphesiz Allah Teâlâ, melekleri, göklerin ve yerlerin halkı, yuvasındaki karıncalar, hatta balıklar, insanlara hayrı (ilmi) öğretene mağfiret duasında bulunurlar.” (Tirmizî, İlm, 19)

İlim talebesi, Allah yolundadır:

Enes b. Mâlik’ten rivâyete göre, Rasûlullahaleyhisselâm şöyle buyurdu:

مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ

“Kim ilim talep etmek için (yola) çıkarsa, (evine) dönünceye kadar Allah yolunda olur.” (Tirmizî, İlm, 2)

İlim tâlibinin öğrendiği ilim, günahlarına keffâretir:

Sehbera radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ كَانَ كَفَّارَةٌ لِمَا مَضَى

“Kim ilim taleb ederse, bu işi, geçmiş günahlarına keffâret olur.” (Tirmizi, İlim, 2)

İlmini açıklamayıp, gizleyen ateşten bir gem ile gemlenecektir:

Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ عَلِمَهُ ثُمَّ كَتَمَهُ اُلْجِمَ يَوْمَ الْقيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ

“Kim, bir ilimden sorulur, o da bunu ketmedip söylemezse kıyamet günü ateşten bir gem ile gemlenir.”(Tirmizî, İlim, 3; İbn-i Mâce, Mukaddime, 24; Ebû Dâvûd, İlim, 9)

Hadîslerden de anlaşılacağı gibi; âlimler ümmetin gözüdür, kalbidir. Kendini bilen her Müslüman, ilmin ve âlimin faziletinden ve değerinden haberdardır.

İlmin tarifsiz önemini idrâk edemeyen, âlimlerin ilim sıfatından kaynaklanan değerlerini anlayamayanlar, ancak gâfil ve câhil kimselerdir.

Âhir zamanın kıyamet fitnelerinden en büyüğü, ilmin ortadan kalkması ve âlimlerin ölerek azalmasıdır! Bu dönemde ilim ehli öldükçe yerlerine de yenileri yetişmez!

Tüm insanlık için en büyük fitne, cehâletin yaygınlaşması ve ilim ehlinin yetişmemesidir. Bu zamanda câhiller, âlimlerin hakkı olan makamlara geçerler!

Ehil olmadan bir takım makamları işgal edip, ilim ve bilim kürsülerinde yer alanlar, ilimsizce fetva verip hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.

Gerçek ilim ehli olanlar, bırakın câhilî makamlara sevdalanmayı, câhiller içinde bile yaşamak onlara eziyet ve zül olur.

Herkesin ilim ehli olması belki zordur ama herkes âlimin değerini bilebilir. Bu, haddini bilmektir ki; buna edep de denir!

Hadîsimizdeki “büyüklerimiz” tabiriyle yaşça büyük olanların da kastedilmiş olması mümkündür.

Bu durumda da her Müslüman, kendisinden yaşça büyük olana hürmet eder, saygı gösterir.

Düşünsenize, kendisinden bir yaş büyük olan herkese, küçükler yani hepimiz saygı gösteriyoruz. Büyüklerimiz de küçükleri seviyor, merhamet ediyor, şefkat gösteriyor. Bunun sonucu saygılı ve sevgi dolu bir toplum meydana gelir.

Bütün beşerî sistemler bir araya gelseler, bu büyük sevgi inkılâbını gerçekleştiremezler! İslâm ise, tek bir buyrukla kalplere tesir eder ve bu sevgi toplumunu inşâ eder!

Böylece bütün kalpler birbirlerini sevmeye ve saymaya başlıyorlar. Bundan güzel bir dünya olabilir mi? Bu, herkesin rüyası değil midir?

Bu rüyayı gerçeğe dönüştürmek biraz da biz insanlığa bağlı! Unutulmamalıdır ki, her rüya gerçek hayattan bir kesittir. Rüyasını gördüğümüz bu hayali, gerçeğe dönüştürelim! Hayal gerçek yerine, gerçek hayali yaşayalım! Rüyalarla yetinmeyelim.

Hani masallarda bir hayal ülkesi varmış ve o ülkede herkes huzur, sevgi, saygı, barış ve kardeşlik içerisinde yaşarlarmış.

Böylesi bir dünyada yaşamayı kim istemez ki, değil mi? Peki bu hayatı inşâ etmek için en önemli gerçeğin sevgi ve saygı olduğunu neden unutuyoruz?

O hayal ülkesine ulaşmanın anahtarı sadece sevgi ve saygı!

O ülkenin anahtarı canavarın ininde ya da ağzında değil! Kâf dağında veya periler ülkesinde de değil! Aslında çok yakınımızda… Bizim içimizde… Yüreğimizde… Birbirimizi Allah için sevmek, hürmet edip saygı göstermek… Kibirlenmemek, büyüklenmemek… Tüm kötülükleri terk ederek âdeta melekleşmek…

O anahtar; sevgi… Bu anahtar, tüm kalpleri açar. “kalplerimiz kılıflı” diyenler bile bir gün gelir; iman eder. Ama toplumumuzda sevgi öğretmenleri ve sevgili öğrenciler yetiştirebilirsek.

İslâm, büyüklenmemeyi, gururlanmamayı, tevâzuyu, hoşgörüyü emreder.

Bir Müslüman, kendisinden yaşlı bir kimseye “o, benden daha tecrübeli, bilgili” diye değer versin.

Yaşı büyük olan da, kendisinden daha genç olana “bu gencin günahı benden daha az” diye sevsin.

Ve her Müslüman da, ilim ehline “bu kimsenin ilmi benden çok” diye hürmet etsin.

Bakınız, insanların birbirlerine hürmet etmek ve sevmek için ne kadar çok nedenleri var. Bunlar, Hadîs çerçevesindekilerin başlıcaları…

Sen, falan komşunun çocuğunu “yetim” diye sev, şefkat göster, öbürü “akrabam” diye saygı duysun, bir diğeri “fakir” diye kol kanat gersin.

Siz de; ailenizi, akrabalarınızı, arkadaşlarınızı, komşularınızı, çarşıda/pazarda görüştüklerinizi, hocalarınızı, talebelerinizi, müşterilerinizi, işvereninizi vb. kimseleri sevmek için kendinizce gerekçeler bulabilirsiniz…

Sevmekten korkmayın!

Allah için sevin, sevilin, sevinin.

Bu dünyadan sevmeden, sevilmeden, saymadan, sayılmadan gidersek; -Allah korusun- hiçbir iz, eser bırakmadan gitmiş oluruz!

Sanki hiç bu dünyaya uğramamış gibi.

Âhirette görürüz sevgi gerçeğinin önemini.

Allah’ın hem etken hem de edilgen tek sıfatının sevgi sıfatı olduğu gerçeğini.. Allah Vedûd’dur yani; “en çok seven” ve “en çok sevilen”. Rabbimizin tüm sıfatları ism-i fâil iken; bu sıfatı bir de ism-i mef’ûl anlamı taşır. Allah, kendisini sevmemizi emrediyor. Kendi dostlarını sevmemizi emrediyor. İşte bu imandır! Allah için sevmek, Allah “sev” dedi diye, sevmek…

Ebû’d Derdâ radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu: Dâvûd Peygamber şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ حُبَّكَ ، وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ وَالْعَمَلِ الَّذِى يُبَلِّغُنِى حُبَّكَ ، اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ نَفْسِى وَأَهْلِى وَمِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ

“Allah’ım, Sen’den, Seni sevmeyi, Seni seven kişiyi sevmeyi, Senin sevgine ulaştıran amel yapmayı isterim. Allah’ım Senin sevgini bana kendimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle.”

قَالَ : وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا ذَكَرَ دَاوُدَ يُحَدِّثُ عَنْهُ ، قَالَ : كَانَ أَعْبَدَ الْبَشَرِ

Ebû’d Derdâ diyor ki: Rasûlullah aleyhisselâm, Dâvûd’u andığı zaman ondan bahseder ve insanların en çok ibâdet edeniydi, derdi. (Tirmizî, Deavât, 73)

Müslümanları sevmek imanı kemâle erdiren hasletlerdendir. Kulun imanının kâmil olması için din kardeşlerini sevmek zorundadır.

Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, Peygamberimiz buyurdu:

لاَ تَدْخُلُونَ الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا، أَوَلاَ أدُلُّكُمْ عَلَى شَيْئٍ إذا فَعَلْتُمُوهُ تَحاَبَبْتُم؟ أفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil anlamda) iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim, Îmân, 93)

Başka bir rivâyete göre ise, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ لا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا، أَوَلا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ ؟ أَفْشُوا السَّلامَ بَيْنَكُمْ

“Nefsim elinde olana yemin ederim ki, iman etmeden cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil anlamda) iman etmiş olamazsınız…” buyurmaktadır. (Müslim, Îmân, 94; Ayrıca Bkz: Tirmizî, Kıyâmet, 56; İsti’zân, 1)

İmam Nevevî rahımehullâh’ın Sahih-i Müslim’i şerh ederken kaydettiğine göre, Şeyh Ebû Amr rahımehullâhdemiştir ki: “Hadîsin anlamı: Birbirinizi sevmeden imanınız kemâle eremez ve eğer siz böyle olmazsanız, cennetlikler oraya girecekleri vakit siz giremeyeceksiniz demektir.” (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, 2/36)

Selâm; kaynaşmayı sağlayan ilk sebeptir. Selâm; sevginin anahtarı ve kaynaşmanın ilk adımıdır. Selâm; Müslümanları diğer din mensuplarından ayırt eden en önemli şiârlardan biridir.

Abdullah b. Amr’dan rivâyet edildiğine göre; bir adam Rasûlullah aleyhisselâm’a: “İslâm’ın hangi hasleti daha hayırlıdır?” dedi. (Rasûlullah): “Yemeği yedirir, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm verirsin” buyurdu. (Müslim, Îmân, 63)

Asıl konumuz, Müslüman kardeşlerimizi kötü sözlerle anmamak, onlardan her ortamda hayırla bahsetmek ve onları, huzurlarında ve gıyaplarında koruyup savunmak gibi önemli meselelere dikkat çekmek olduğu için, bu ana meselenin içinde “sevgi” konusuna da çam sakızı çoban armağanı mesabesinde temas ettik.

Yoksa sevgi konusu bir ömür boyu işlenmesi gereken bir konudur! Bir kaç satırla ya da bir kaç kişinin sadrıyla sevgi tanımlanamaz! O, çok yüce bir duygudur…

Allah için olmayan hiçbir ilgi, alâka, beğenme, hoşlanma da sevgi diye isimlendirilmez; o esir edici bir tutkudur! Sevgi ile tutku tamamen birbirinden ayrıdır! Sevgi, özgürlüktür; tutku esârettir!

Rabbim; hepimizi sevsin, sevindirsin, sevdiklerine sevdirsin, sevdiklerine bahşedeceği sevince ortak kılsın. Sevdiklerini sevmeyi ve kendi sevgisine ulaştıran amelleri işlemeyi nasip etsin. Âmîn.

Yusuf Semmak

İlgili Terimler : ,
Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum. Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Hâlen Ankara Keçiören Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için
Rabbânî Âlim Abdulfettah Ebû Gudde (Rh.a) Hz. Muhammed Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat
Rukye Tedavisi Ve Muska Takmak Üzerine Notlar İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Ilımlı İslam(!)’ın Şövalyesi: Fethullah Gülen Ubeydullah TOPRAK ‘Ilımlı İslam’, adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini’ni
Hangi Selefilik? Yunus Dinçkan / Ümmet-i İslâm Son yıllarda yaygınlık kazanan ve

Son Yapılan Yorumlar

  • Videolar

    'Mü'minûn Sûresinden Âhiret Sahneleri' Sohbeti

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (1)

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (2)

    Âl-i İmrân Sûresi 190-195. âyetin tefsiri

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS Bilinmeyen besleme

  • Arşiv

  • Etiketler

  • Tavsiye Siteler

    Islah Haber

    İmam Buhari Vakfı

    http://imambuharivakfi.org/

    İyiliğe Çağrı Yardım Derneği

    https://iyiligecagri.org.tr/

     

     

  • Ziyaretçiler

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Sosyal Medya’da Paylaşın