ÂŞÛRÂ GÜNÜ HAKKINDA

29.08.2020 tarihinde Genel kategorisine eklenmiş, 279 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Muharrem, hicri takvimin ilk ayı olup 1 Muharrem, hicri yılbaşıdır. Muharrem ayını önemli kılan sebeplerden biri de Rasûlullah’ın bu aya dair buyurduğu sözlerdir. Ebû Hüreyre’den (r.a) rivayet edilen hadis şöyledir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur.”[1] Bu ay ile ilgili diğer bir rivayet de; Bir zat Hz. Peygambere (s.a.v.) geldi ve sordu: “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir.”[2]

Rivâyetlerden de anlaşıldığı üzere Rasûlullah bizatihi kendisi bu ayın önemine vurgu yapmıştır. Yine bu ayı faziletli kılan diğer bir husus ise çeşitli din ve mezheplerin önem verdiği Âşûrâ gününün bu ayda oluşudur. Muharrem ayının onuncu gününe Âşûrâ günü, Rasûlullah’ın emriyle tutulan bu oruca da “Âşûrâ Orucu” denmektedir.

Âşûrâyı on sayısı ile ilgili olan aşr ve âşir veya develerin güdülmesiyle ilgili ışr kökünden türemiş Arapça bir kelime kabul edenler olduğu gibi, bu dilde “fâûlâ” vezninin bulunmadığını ileri sürerek İbrânîce’den geldiğini söyleyenler de vardır. Fakat âlimlerin çoğu bu görüşe katılmamakta, kelimenin Arapça asıllı olduğunu benimsemektedirler.

Esasen Âşûrâ gününü Müslümanlar açısından değerli kılan, bugüne ait rivayet edilen hadislerdir. Özellikle Peygamber Efendimizin bu günde oruç tutmuş olması ve bunu ashabına emretmiş olması İslam âlemi açısından bugünü önemli kılmıştır. Lakin bu tavsiye Ramazan orucu farz kılınana kadar sürmüş daha sonrasında ise Efendimiz bu günde oruç tutulması konusunda ashabını serbest bırakmıştır.[3] Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye gelince, yahudilerin âşûrâ gününde oruç tuttuklarını görmüş ve “Bu gün niçin oruç tutuyorsunuz?” diye sormuştu. “Bu, hayırlı bir gündür. Allah, o günde Benî İsrâil’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Mûsâ o gün oruç tuttu.” dediklerinde Resûlullah da (s.a.s.) “Ben Mûsâ’ya sizden daha layığım (yakınım).” buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını tavsiye etti. (Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 127-128). Hz. Peygamberin (s.a.s.) yahudilere muhalefet için ertesi sene âşûrâ orucunu Muharrem’in dokuzuncu günü de tutacağını söylemesi (Ebû Dâvûd, Savm, 66); bu orucun Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve on birinci günlerinde tutulmasının daha doğru olacağına işaret etmektedir (Bkz. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 52; Abdürrezzâk, el-Musannef, IV, 287). Konuyla ilgili diğer bir rivayet ise Ebû Katade kanalıyla gelen şu rivayetttir: “Arefe günü oruç tutmak geçmiş ve gelecek olmak üzere iki yıla kefarettir, Âşûrâ orucu ise geçmiş bir senenin (günahına) kefarettir.”[4] Diğer bir rivayet ise İbn Abbas kanalıyla elimize ulaşan şu hadistir: “Nebi (s.a.v), Ramazandan sonra hiçbir günün diğerinden (daha) faziletli olduğunu araştırmazdı! Ancak Âşûrâ günü hariç!”[5] Yine Âşûrâ gününün faziletini ifade eden diğer bir rivayet ise Peygamber Efendimizin o gün oruçlu olanların oruca devam etmesini, olmayanların ise o andan itibaren oruca niyet etmesini duyurduğu hadistir.[6] Rivayete binaen yarım gün bile olsa oruç tutulması emredilen bir günün değerli, faziletli bir gün olduğu anlaşılmaktadır.

Âşûrânın menşeiyle ilgili bazı tarih, hadis ve fıkıh kitaplarında yer alan haberler, bu günü Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Mûsâ ve Îsâ’nın doğduğu, Hz. Süleyman’a mülkün verildiği, Hz. Dâvûd’un tövbesinin kabul edildiği, Rasûlullah’ın geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair kendisine Allah tarafından teminat verildiği ve Mekke’den Medine’ye hicret ettiği gün olarak tavsif ederler. Ne var ki bunları ilmen doğrulama imkânı olmadığı gibi bir kısmının yanlışlığı da ortadadır. Meselâ Rasûlullah’ın Medine’ye hicreti 10 Muharrem’de değil 12 Rebîülevvel’de gerçekleşmiştir. Bunun dışındaki rivayetlerin ise İsrâiliyat’a dayandığı kabul edilmektedir.

Âşûrâda oruç tutmanın fazileti konusunda sahih hadislerin bulunmasına karşılık o gün yıkanmak, gözlere sürme çekmek, süslenmek, kına yakmak, bayramlaşmak, hububat karışımı aş (aşure) pişirmek, sadaka vermek, mescidleri ziyaret etmek, kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih bir rivayete rastlanmamıştır. Hadis olduğu öne sürülen metinlerin birçoğunun gerçekte hadis olmayıp Câhiliye âdetlerine ve yahudi geleneklerine dayanması kuvvetle muhtemeldir.

Bu gün ile alakalı aktarılan bu bilgiler ile ilgili İbn Teymiyye Mecmû’u Fetâvâ eserinde şöyle demiştir: “Âşûrâda oruç tutmanın fazileti konusunda sahih hadislerin bulunmasına karşılık o gün yıkanmak, gözlere sürme çekmek, süslenmek, kına yakmak, bayramlaşmak, hububat karışımı aş (Âşûrâ ) pişirmek, sadaka vermek, mescidleri ziyaret etmek, kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih bir rivayete rastlanmamıştır. Hadis olduğu öne sürülen metinlerin birçoğunun gerçekte hadis olmayıp Câhiliye âdetlerine ve yahudi geleneklerine dayanması kuvvetle muhtemeldir. Zira bu âdetleri Rasûlullah’ın ve ashabının yaptığına dair herhangi bir kayıt yoktur. Meselâ, “Âşûrâ günü sürme çeken helâk olmaz”, “Âşûrâ günü gusleden o yıl hasta olmaz” tarzındaki rivayetler son devir kitaplarında yer almış ve İbn Teymiyye’nin ifadesine göre bu gibi hususlar Ehl-i beyt’e buğzeden Nâsibîler tarafından uydurulmuştur.[7] Aşura gününü bayram haline getirenler Nasibilerdir. Nasb, bidat gruplarından olan bir taifedir. Hazret-i Ali’ye buğz etmek, kin gütmek, ona sırt dönmek demektir. Bunların inançlarına göre sahabe sahih bir itikada sahib değildir. Hazret-i Ali Efendimize düşmanlık beslerler. Sadece Hazret-i Ali efendimizi değil Hazret-i Hüseyin gibi onun Ehli Beyt’inden olanlara ve daha başkalarına da kin güder ve buğz ederler. Nasb da tıpkı Rafz gibidir. Çünkü Rafz demek, sahabeye buğz etmek, onlara hakaret ve lanet etmek, dil uzatmak demektir. İster Nasibilik olsun ister Rafizilik (Şiilik) olsun her ikisi de sapıklıktır. Allah’ın koyduğu metottan uzaklaşmaktır. Çünkü Allah Resulünün ashabını sevmek gerekli ve vaciptir. Onların İslâm geçmişinde hizmetleri vardır, İslâm için mallarını ve canlarını ortaya koymuşlardır. Şia, Aşura gününü yas ve matem günü olarak ilan ettiğine göre bunlara karşı olan bir başka grup da bu günü sevinç ve mutluluk günü olarak bayram ilan etmişlerdir. Bu grupta yer alanlar ya Hazret-i Hüseyin aleyhinde taassup içerisinde olan Nasibiler veya kötülüğe karşı yalanla mukabele etmek isteyen cahiller takımıdır. Bunlar da Aşura gününde sürme sürer, kına yakar, yakın ve uzak çevrelerine yardım eder, yedirip içirir, bir takım törenler yapar, tıpkı bayram yapıyorlarmış gibi hareket ederler. Bu da bir bidattir.

Bugünü önemli kılan diğer bir olay da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesidir. Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de (1 Ekim 680) Kerbelâ’da şehid edilmesinden sonra Âşûrâ günü İslâm tarihinde siyasî bir boyut kazanmış ve Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur. Şii hafıza, erken dönemde yaşanmış acı olaylara kendine has bir okuma tarzı geliştirmiş ve bunu din tasavvurunun, inanç sisteminin temeli kılmıştır. Özüne siyasi talepler ve tarihte yaşanan o kırılma hadiseleri hâkimdir. Bu tasavvur başta Ehli Sünnet olmak üzere kendisi gibi olmayan, farklı tüm ekollerin mezkûr tarihi olayları bakışını ve onlarla olan ilişki tarzını dün etkilediği gibi bugün de etkilemektedir. Buna göre olaylar silsilesi; Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in (r.a) halifeliğinin (onlara göre ilahi imametin siyasi boyutu) gasbedilmesiyle başlar. Hazret-i Hüseyin’in (r.a) ev halkıyla beraber Kerbela’da şehit edilmesiyle de zirveye çıkar.

Zaman, tarihin bu aşamasında ve bu fotoğraf karesinde durmuştur. Asırlardır bu olayın yası tutulur. Her sene Aşura günleri, her vesileyle tertiplenen mersiyeler, dini toplantıların özünü hep bu oluşturur. Şii toplumlarının dilinde de, zikrinde de, gelecek tasavvurunda da, ana akım Müslümanlara bakış açısında da bu olaylar belirleyici olmuştur. Öyle ki muhaliflerini Hazter-i Muaviye (r.a) ve Yezid, kendilerini de Hazret-i Ali (r.a) ve Hazret-i Hüseyin (r.a) taraftarları olarak konuşlandırmaktalar. Hazret-i Ali’nin (r.a) karşısına Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Muaviye ‘yi (r.a), Hazret-i Hüseyin’in (r.a) karşısına da Yezid’i birer nefret objesi olarak dikerler. Tarih, yaşanan hayat, olaylar, insanların duruşu bu perspektiften siyah ve beyaz olarak resmedilir. Fotoğraf çekilmez resim yapılır çünkü. Müslüman birey ve toplumlar ya Hazret-i Hüseyin’in (r.a) yahut Yezid’in safında iki kategoriye sıkıştırılır. Her şey değişse de bu değişmez, Hazret-i Hüseyin’e (r.a) ifrat derecesinde hüzünle yakılan ağıtlara sınırız bir intikam alma duygusu da eşlik eder. Tarihte vardı, bugün de var. Aşura törenlerinde Hazret-i Hüseyin (r.a) ve ehli beytinin hunharca katledilmesi, susuz bırakılması abartılı tiyatro gösterileri ve posterlerle, vaizlerin konuşmalarıyla, mersiyelerle anlatılırken sadece bir mazlumiyet öyküsü ortaya konmaz, bunun mesullerinden nefret edilmesi de adaletin gereği olarak insanların duygularına direkt yahut dolaylı mesajlarla işlenir. Nefret duyguları, intikam hisleri sadece Hazret-i Hüseyin (r.a) katline karışan kişilerle sınırlı tutulmaz ve daire genişletilir, Hazret-i Ebu Bekir (r.a) ve Hazret-i Ömer (r.a) yanında Hazret-i Ali’ye (r.a) beyat etmeyen tüm sahabiler de işin içine katılır.

Tarihte yaşanmış gerçek olaylar hurafelerle karıştırılır ve tarih yapı-bozuma uğratılarak yeniden yazılır ve anlatılır. Bu tasavvurda ana akım Müslümanlar Şia’nın sınırlarını daralttığı Ehli Beyt mensuplarına ihanet etmişlerdir. Bunlara karşı varlık mücadelesi verebilmek için de İmamlar ve tabileri kendilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Bu, takiyyeyi doğurmuş ve takiyye de nefret edilen kişilerden ve onların yolunu takip eden Müslümanlardan hem korunmanın, hem de intikam almanın bir aracına dönüşmüştür. Hazret-i Hüseyin’in öldürülerek şehit edilmesi ile şeytan harekete geçerek iki türlü bidat meydana getirdi. Aşura gününde matem tutmak, ağıtlar yakarak, feryat ve figan çıkarmak, üst baş paralamak, saçını başını yolmak, zincirle dövünmek gibi, İslâm’da yeri olmayan işler icat ettiler. Susuz kalmayı mersiyeler okumayı adet haline getirdiler. Dahası; Salih selefe sövmeyi, onlara lanet okumayı gündeme soktular, hatta ilk Müslümanları bile dillerine hedef kıldılar. Günah ve suçsuz olanları bile bu kalıbın içine soktular. Şia’nın konu ile ilgili haberlerin geneli yalan ve iftiradır. Esasen böyle bir çığır açanların asıl amacı, fitne kapısını açmak ve ümmet arasında tefrika oluşturmaktır. Bütün yaptıkları şey ne vacip ne sünnet ve ne de müstehaptır. Bu konuda Müslümanlar ittifak içindedir. Söz konusu günde yas tutulması, benzeri şeyler esasen haram kılınan şeylerdir.

DİPNOTLAR 

[1] Müslim, Sıyâm, 202-203; Ebû Dâvûd, Savm, 55

[2] Tirmizî, Sıyâm, 40

[3] Buhârî, Eyyamul-cahiliyye, 56; Müslim, Sıyâm, 113

[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5: 290; Tirmizî, Sıyâm, 3

[5] Buhârî, Savm, 69

[6] Müslim, Sıyâm, 136; Buhârî, Siyam, 4

[7] Takıyyüddîn Ahmed İbn Teymiyye, Mecmûu’ Fetâvâ, (Dımaşk: Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, 1340), 2: 295.

 

İlgili Terimler : ,
Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum. Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Hâlen Ankara Keçiören Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için
Rabbânî Âlim Abdulfettah Ebû Gudde (Rh.a) Hz. Muhammed Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat
Rukye Tedavisi Ve Muska Takmak Üzerine Notlar İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Ilımlı İslam(!)’ın Şövalyesi: Fethullah Gülen Ubeydullah TOPRAK ‘Ilımlı İslam’, adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini’ni
Hangi Selefilik? Yunus Dinçkan / Ümmet-i İslâm Son yıllarda yaygınlık kazanan ve

Son Yapılan Yorumlar

  • Videolar

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS Islam Medya | Özgür Ümmetin Habercisi

  • Arşiv

  • Etikeler

  • Tavsiye Siteler

  • Ziyaretçiler

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Sosyal Medya’da Paylaşın