ABD, Suud ve İran Kıskacında Suriye Direnişi

28.11.2014 tarihinde İktibaslar kategorisine eklenmiş, 530 Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

MİSAK

Musab DÖNERTAŞ

Suriye’de halkın başlattığı barışçı eylemlerin silahlı mücadeleye dönüşmesinin ardından, küresel ve bölgesel güçler kendi çıkarlarına uygun ve kendileri için “vekâlet savaşı” yürütebilecek gruplar aramaya başladılar. İran ve Rusya taraflarını belirleyip müttefikleri Esed’e milis, silah desteği ve siyasi olarak destek verirken, muhalifler askeri destek bulmakta zorlandılar. Bugün Suriye’de yaşanan kaos, ABD öncülüğündeki Batı’nın kendi çıkarlarına uygun, laik-seküler ve sahada güçlü olan bir “vekil” bulamamasından kaynaklanmaktadır.

Savaşın ilk iki yılında Silahlı Muhalefet’in tek temsilcisi olan Özgür Suriye Ordusu, tek merkez yönetiminden yoksun olması ve ideolojik hedeflerinin belirsizliği nedeniyle parçalanmaya başladı. Son bir yıl içinde ÖSO’dan ayrılan bu grupların yeni çatı yapılar oluşturmaya başlamasıyla, Suriye silahlı muhalefetinin neredeyse tamamının Esed sonrası için İslâmi hedeflere sahip olduğu ortaya çıktı. Öyle ki yedi grubun birleşmesiyle kurulan İslâmi Cephe, savaşçı sayısı bakımından ülkenin en büyük gücü haline geldi.(1) İslâmi Cephe’yi takiben Suriye İhvanı’na yakın olan Şam Kolordusu’nun kuruluşu, Halep’in güçlü gruplarından Mücahitler Ordusu’nun kuruluşu, Türkmenlerin yoğun olarak yer aldığı Nureddin Zengi Tugayları’nın kuruluşu, Şam çevresinde faaliyet gösteren İslâmi grupların tek merkezde birleşmesi ve İslâmi hedeflerini ilan etmeleriyle Batı’nın muhaliflere bakışı yavaş yavaş değişmeye başladı. Bu yerli gruplara ilaveten Nusret Cephesi ve muhacirlerin kurduğu İslâmi gruplar da aktif olarak faaliyet göstermeye başlayınca Esed rejimine karşı savaşan muhalifler, Batı’nın gözünde “Özgürlük ve Demokrasi Savaşçıları”ndan “İslamcı Radikaller”e dönüştüler. Bu süreci, ABD ve Avrupa ülkelerinin Nusret Cephesi ve daha birçok grubu “terör örgütleri listesine” eklemesi izledi.(2)

Buraya kadarki değerlendirme Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünü kapsamamaktadır. IŞİD, Suriye’ye girdiği tarihten itibaren 6-7 ay boyunca sadece muhaliflerin Esed rejiminden ele geçirdiği bölgelere saldırmış, kendisi dışında rejime karşı savaşan tüm grupları –İslâmi Cephe ve Nusret Cephesi de dahil – tekfir ederek onlara karşı savaş açmış ve her iki taraftan 3 bin savaşçının ölümüne neden olmuştur. Bugün, muhaliflerin IŞİD ile savaşmamak için mevzilerini boşaltmalarına rağmen IŞİD, hâlâ Halep’te İslâmi Cephe ve Nusret Cephesi’ne saldırmaya devam etmektedir.(3) IŞİD’in bu tutumu sonrasında muteber İslam alimleri Hani Sibaî, Muhammed Makdisî ve Ebu Katade Filistinî tarafından IŞİD’e “Harici” benzetmesinde bulunulmuştur.(4)

Bu noktada ABD ve Batı, Esed rejiminin devrilmesi sonrasında, İslâmi grupların yönetime sahip olacağını anlayarak bir yol ayrımına geldi. İran ve Rusya tarafından desteklenen Esed’in iktidarda kaldığı bir Suriye mi, yoksa kendi çıkarlarıyla uyuşmayan, İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacak Esed’siz ama “radikal İslamcıların” yönetimindeki bir Suriye mi? Batı, üçünçü bir yol bulmakta gecikmedi. Buna göre hedeflenen, her iki “düşmanın” mümkün olduğu sürece birbirleriyle savaşarak birbirlerini zayıflatması ve “ılımlı” olarak adlandırılan, ABD için vekâlet savaşı yürütebilecek laik-seküler grupların tespit edilerek her türlü siyasi ve askeri desteğin sağlanmasıydı.

Dikkat edilirse 2013 yılının başlarına kadar ABD ve Batı ülkelerinin açıklamalarında “ılımlı” kelimesinin hiç kullanılmadığı, bunun yerine daha kapsayıcı olan “muhalifler” ifadesinin kullanıldığı görülecektir. Bu tarihte IŞİD, Batı’nın gözünde henüz bölgesel veya küresel bir tehdit değildir. Anlatılmak istenen Batı; Suriye’deki muhalifleri daha IŞİD ortaya çıkmamışken, “radikal” olarak görmeye başlamıştır.

Plana göre; eğer Batı destekli gruplar, ABD ve Batı’nın beklentilerini karşılayabilirlerse, zaten zayıf duruma düşmüş olan Esed rejimi ve “radikal İslamcılar” kolaylıkla tasfiye edilebilecek ve Suriye’de ABD çıkarlarına uygun, laik-seküler bir muhalefet meydana getirilecekti.

ABD ilk olarak ÖSO’nun laik kanadını temsil eden Hazm Hareketi ve Suriye Devrimciler Cephesi gruplarının kendisi için iyi bir partner olabileceğini düşünerek, bu gruplara silah yardımında bulundu. Ancak verilen silahların (anti-tank sistemleri) yetersiz olması nedeniyle bu gruplar ABD’nin beklentilerini karşılayamayarak istenen güce ulaşamadılar. Bu sonuçta ABD’nin etkili uçaksavar füzelerini, diğer muhalif grupların eline geçebileceği düşüncesiyle vermemesi oldukça etkili olmuştur. Diğer taraftan, gerek Hazm Hareketi gerekse Suriye Devrimciler Cephesi gibi Batı destekli gruplar ABD’den yardım almaları nedeniyle hem Suriye halkının hem de diğer muhalif grupların düşmanlığını kazandıklarını fark ettiler. Bir Hazm Hareketi savaşçısı bu durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Batı’dan silah aldığımız için insanlar bizi seküler-laik olmakla suçlamaya başladılar. Bazıları ise bu silahların Nusra ve diğer İslâmi gruplarla savaşmamız için verildiğini düşünüyor. Oysa biz onlarla savaşmıyoruz, onları seviyoruz.”(5) ABD Başkanı Obama’nın: “Suriye’de bize uygun partner yok”(6) sözleri bu gelişmelerden üzerine söylenmiştir. Ancak muhaliflere etkili hava savunma sistemlerinin neden verilmediği daha sonra anlaşılacaktır.

Son hayal kırıklığından sonra ABD için Suriye’de “dost” yok sadece iki “düşman” cephe vardır; Esed rejimi ve “İslâmi gruplar”. Esed rejiminin mevcut haliyle İsrail’in ve ABD’nin güvenliğine yönelik bir tehdit oluştur(a)mayacağı açıktır. Bu süreç devam ederken IŞİD’in Irak’taki Sünni aşiretlerle yaptığı işbirliği sonucu ilerlemesi,(7) ve IŞİD’in bazı şiddet eylemlerinin şişirilerek(8) küresel medyada tarafından propaganda aracı haline getirilmesiyle ABD, Suriye’ye düzenlemeyi planladığı saldırılara meşruiyet kazandırmaya çalıştı. Bunda da büyük ölçüde başarılı olduğu söylenebilir.

ABD, Batı ülkeleri ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez Arap ülkeleri “IŞİD’in Suriye’de de hedef alınması için” bir koalisyon kurdular. -Aynı koalisyonun Suriye’de muhaliflere yardım için neden bir araya gelemediği merak konusudur- Koalisyon, hedefinin “sadece IŞİD” olduğunu açıklamasına rağmen uygulamada durum hiç de öyle değildir. Diğer taraftan Suriyeli muhalif grupların tamamı (İslâmi Cephe, Şam Kolordusu, Mücahitler Ordusu,Nureddin Zengi Tugayları ve Nusret Cephesi) koalisyon saldırılarına karşı olduklarını belirterek, koalisyon için “Haçlı İttifakı” benzetmesi yaptılar. Batı destekli Hazm Hareketi ve Suriye Devrimciler Cephesi’nin dahi saldırıları kınaması ABD’nin Suriye’de ne kadar yalnız olduğunu anlamak için yeterli olacaktır.

ABD ve Körfez Arap ülkelerinden meydana gelen ve “sadece IŞİD’i hedef alacağını” açıklayan koalisyonun Suriye’deki ilk hava saldırısında vurulan hedefler; Nusret Cephesi, İslâmi Cephe ve ÖSO’ya bağlı faaliyet gösteren bazı gruplar olmuştur. Bunun yanı sıra saldırıların daha ilk gününde 8 çocuk ve 6 kadın bombardıman nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Koalisyon güçlerinin öncelikli hedef olarak Nusret Cephesi’ne bağlı Türk direnişçileri vurması,(9) koalisyona girmemekte direnen Türkiye’ye bir mesaj olarak değerlendirilebilir. Özetlemek gerekirse ABD, kamuoyunu IŞİD bahanesiyle ikna ederek Suriye’de uzun zamandan beri vurmayı hedeflediği bütün İslâmi grupları ortadan kaldırmak için aradığı fırsatı yakalamıştır. Koalisyonun Esed rejimini hedef almayacağının garanti edilmesi İran ve Suriye yönetimlerine saldırılarla ilgili bilgi verildiğinin açıklanması üzerine ortaya çıkan tablo şudur; ABD, Batı, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve İran ve Esed rejimi ile işbirliği içinde tarihte ilk kez Suriye Direnişi’ni bitirmek için aynı cephededir.

Ancak koalisyonun gözden kaçırdığı bir nokta var. Koalisyonun hedefi olan Nusret Cephesi ve İslâmi Cephe gibi gruplar -IŞİD’in aksine- yoğun halk desteğine sahip. Bunun sonucu olarak saldırıların ardından Suriye’nin birçok bölgesinde hedef alınan gruplara destek gösterileri düzenlenmiş ve ABD bayrakları yakılmıştır.(10) ABD’nin eski Suriye büyükelçisinin “Devrimin başından bu yana Suriye’de ilk kez ABD bayrakları yakıldı. Bir yerlerde yanlış yapıyoruz” sözleri iyi tahlil edilmelidir.

Suriye’de yaşanan kaosun diğer bir boyutunu da IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırıları oluşturmaktadır. Bu konunun anlaşılabilmesi için PYD’nin özerklik ilan ettiği bölgelerin nasıl ortaya çıktığının bilinmesi gereklidir.

PYD’nin Kantonları ve Kobani

Suriye’de Devrimin başlangıcından itibaren Esed rejimi ve PYD arasında gizli bir ortaklık söz konusudur. IŞİD Suriye’de henüz güçlü bir aktör haline gelmemişken çatışmalar sadece muhalifler ve Esed rejimi arasında yaşanmaktaydı. Savaşın ilerleyen günlerinde rejim, sürpriz bir şekilde Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerden askerlerini çekme kararı aldı. Bu çekilme PYD’nin iddia ettiği gibi bir savaşın sonucunda ortaya çıkmamış aksine rejim güçlerinin çekilmesi sırasında en ufak bir çatışma dahi yaşanmamıştır.

Rejim güçlerinin çekilmesinin ardından PKK’nın Suriye kolu olarak faaliyet gösteren PYD; Azadi Partisi, Yekiti vb. diğer Kürt grupları silah kullanarak sindirmiş ve Kürt bölgelerinde kendisi dışındaki hiçbir grubun yapılanmasına izin vermemiştir.(11) İlerleyen süreçte Kürt bölgelerindeki tek güç haline gelen PYD, Suriye’nin kuzeyinde yer alan üç bölgede özerklik ilan ederek Kobani, Afrin ve Cizire’de kantonlarının kurulduğunu ilan etti. Kobani, bu üç kantonun en küçüğüdür. Diğer Kürt gruplarının ilan edilen bu kantonları tanımadıkları ve gayrimeşru olarak gördükleri de not edilmelidir.(12) Esed rejiminin, PYD kontrolünde özerk bölgelerin kurulmasına göz yummasının iki temel hedefi bulunmaktadır. Bu stratejinin ilk hedefi Türkiye üzerinde baskı oluşturmak, ikinci hedefi ise muhalefeti bölmektir. Nitekim her iki hedefin de başarılı olduğu söylenebilir. Esed rejimi ve PYD çok özel bir ilişkiye sahiptir. Örneğin; ne zaman muhalifler PYD denetimindeki bölgelere saldırsa, rejim uçakları muhalifleri hedef almış, adeta kantonların koruyucusu haline gelmiştir. Daha da ötesi bugün Cizire Kantonu’nun sınırları içinde kalan Haseki ve Kamışlı şehirleri PYD ve rejim tarafından ortak yönetilmektedir. Rejimin bu şehirlerdeki hava üsleri, istihbarat binaları ve kamu binaları varlık göstermeye devam etmekte, devlet memurlarının maaşları Esed rejimi tarafından ödenmektedir.

IŞİD’in Kobani’yi hedef almasının nedenleri çok çeşitli olmakla beraber temel neden Suriye’ye yönelik ABD müdahalesini destekleyen tek grubun PYD olmasıdır. IŞİD’in resmi yayın organı Dabiq’de de ifade edildiği gibi PYD’nin “Haçlıların gelecekteki müttefiki” olması nedeniyle Kobani’nin hedef alındığı bildirilmektedir. Bunun yanı sıra saldırıların diğer nedenleri PYD’ye saldırarak Türk halkının sempatisini kazanmak ve Suriye’deki en güçlü grubun IŞİD olduğunu kanıtlamaktır. Kobani’yi özel kılan ise Kobani’nin IŞİD’in eline geçmesi durumunda diğer kantonların hiçbir geçerliliği kalmayacaktır. Ancak çok fazla çatışma tecrübesi olmayan, alan savunması yaptığı için ağır silahlara hiçbir zaman sahip olamamış PYD güçlerinin IŞİD karşısında tutunması imkânsızdır. Zira IŞİD Kobani’ye saldırıları sırasında 3 günde 300 köy ele geçirmiştir. Kobani’nin tamamının IŞİD’in eline geçmesi muhtemeldir. Koalisyon saldırılarının IŞİD’i durdurabileceğini düşünmek gerçekçi bir yaklaşım olmayacağı gibi on binlerce kilometre uzaktaki üslerden kalkan uçakların bir IŞİD tankını vurarak geri dönmesi IŞİD’i en fazla yavaşlatacaktır. IŞİD’in Kobani’yi ele geçirdikten sonraki ilk hedefi ise muhtemelen Cizire Kantonu sınırlarındaki Rasulayn ve Haseki olacaktır.

Bugüne kadar Esed rejiminin kanatları altında hayali bir devlet inşa eden PYD, koalisyon güçlerine güvenmesine rağmen John Kerry’nin “Kobani stratejik bir bölge değil” açıklaması ile istediğini alamamıştır. PYD’nin devlet ısrarı Suriye Kürtlerini felakete sürüklemeye devam edecektir.

Türkiye’nin Suriye Politikası

Katar ve Türkiye’nin Devrimin başından bu yana izlediği Suriye politikasının Batı’ya oranla tutarlı olduğu söylenebilir. Türkiye, olayların başlangıcından itibaren Esed rejiminin düşmesi gerektiği yüksek sesle söylemiş bu hedefin gerçekleşebilmesi için de muhaliflere siyasi ve lojistik destek sağlamıştır. Ancak Türk hükümetinin Esed’in bu kadar uzun süre dayanabileceğini tahmin etmediğini de belirtmek gerekir. Hükümet, Esed’in 6 ay içinde devrileceğini düşündü ve bütün planlarını bu varsayım üzerine kurdu. Ancak Esed’in üç buçuk yıldır iktidarını koruması ve günden güne büyüyen mülteci sorunu hükümeti hareket edemez duruma getirmiştir. Bu noktada Türkiye’nin Esed rejimini hedef almadığı sürece uluslararası koalisyona katılması pek mümkün görünmüyor.

Ancak Türkiye, ABD’nin baskısına boyun eğerek, IŞİD’e karşı kurulduğu iddia edilen uluslararası koalisyona muharip güç olarak katılırsa, sadece IŞİD’in hedefi haline gelmeyecek aynı zamanda 3 buçuk yıldır desteklediği muhalifleri ve Suriye halkını da kaybedecektir.

__________________

(1) “Factbox: Syria’s rebel groups”. Reuters. 9 January 2014.

(2) “State Department adds Chechen, Moroccan-led jihadist groups to terrorist list” LongWarJournal

(3) “Halep’te İslâmi Cephe ve IŞİD arasında çatışmalar” Incanews, 13 Ekim 2014

(4) IŞİD’in Suriye’deki faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi için “Suriye Direnişi;Zaferler ve Fitneler” Misak, Haziran 2014

(5) “Syria rebels, once hopeful of U.S. weapons, lament lack of firepower” Los Angeles Times 7 Eylül 2014

(6) “Obama: Suriye’de bize uygun partner yok” Incanews, 16 Eylül 2014

(7) IŞİD’in Irak’ta ilerleyişi hakkında ayrıntılı bilgi için “Irak:Mezhepçi Siyasetin Bedeli ve Sünni İsyani” Misak, Temmuz 2014

(8) Irak’taki Yezidi katliamı iddiaları hakkında “ABD: Sincar’da durum vahim değil” Sabah, 14 Ağustos

(9) “ABD, Türk vatandaşlarını vurdu” Incanews, 24 Eylül

(10) “Suriye’de halk saldırıları protesto etti” Pressmedya, 25 Eylül

(11) “PYD, Muhalif Kürtlere saldırdı” Sabah, 28 Haziran 2013

(12) “Suriye Muhalefetindeki Kürt partileri PYD’nin özerklik ilanını gayrimeşru ilan etti” CNN Türk 27 Şubat 2014

(13) “Davutoğlu Esed’e ömür biçti” Ntvmsnbc 24 Ağustos 2012

 MİSAK DERGİSİ
İlgili Terimler : ,
Yazar Hakkında
imamoglumehmet

Yazar : imamoglumehmet

Yazar Hakkında : Ankara 1973 doğumluyum. Mamak İmam-Hatip Lisesinden 1991’de mezun oldum. 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden İyi dereceyle mezun oldum. 1996’da Artvin’de öğretmenliğe başladım. Hâlen Ankara Keçiören Anadolu İmam-Hatip Lisesinde Meslek Dersleri öğretmenliği yapmaktayım.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Sitemizde En Çok Okunan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İslâm’da Tesettür Hicret İMAMOĞLU Yeryüzünde insanca ve müslümanca bir hayat sürdürmemiz için
Rabbânî Âlim Abdulfettah Ebû Gudde (Rh.a) Hz. Muhammed Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat
Rukye Tedavisi Ve Muska Takmak Üzerine Notlar İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya

Sitemizde En Çok Yorumlanan İçerikler

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ? Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir
İrtidat ve Yeni Dünya Düzeni
İrtidat ve Yeni Dünya DüzeniDr. Mehmet SÜRMELİ Dinin, “ hayat tarzı” olduğunu düşünürsek günümüzde
Ilımlı İslam(!)’ın Şövalyesi: Fethullah Gülen Ubeydullah TOPRAK ‘Ilımlı İslam’, adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini’ni
Hangi Selefilik? Yunus Dinçkan / Ümmet-i İslâm Son yıllarda yaygınlık kazanan ve

Son Yapılan Yorumlar

  • Videolar

    'Mü'minûn Sûresinden Âhiret Sahneleri' Sohbeti

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (1)

    Lokman Aleyhisselâm'ın Öğütleri (2)

    Âl-i İmrân Sûresi 190-195. âyetin tefsiri

    Düğün Sohbeti

    Suriye ve Mısır'daki Kardeşlerimiz İçin Dua

    Ahir Zaman Müslümanına Notlar

  • RSS Bilinmeyen besleme

  • Arşiv

  • Etiketler

  • Tavsiye Siteler

    Islah Haber

    İmam Buhari Vakfı

    http://imambuharivakfi.org/

    İyiliğe Çağrı Yardım Derneği

    https://iyiligecagri.org.tr/

     

     

  • Ziyaretçiler

  • En Çok Okunan Yazılarım

  • Sosyal Medya’da Paylaşın